İzmir
SON DAKİKA

Disiplinim sayesinde 26 yıldır bu sektördeyim

Yıllarca uluslararası podyumlarda Türkiye'yi temsil eden, modellik kariyerinin ardından sunuculuk, girişimcilik ve yazarlık alanlarında çalışmalarını sürdüren Tülin Şahin, Sahi kitap'tan çıkan Diyet Yapmıyoruz ile okurlarının karşısına çıktı. Şahin…

İsam Akgül İsam Akgül
1 Ağustos 2026 3 sa önce 1 okuma dk okuma
Disiplinim sayesinde 26 yıldır bu sektördeyim
Disiplinim sayesinde 26 yıldır bu sektördeyim

Yıllarca uluslararası podyumlarda Türkiye'yi temsil eden, modellik kariyerinin ardından sunuculuk, girişimcilik ve yazarlık alanlarında çalışmalarını sürdüren Tülin Şahin, Sahi kitap'tan çıkan Diyet Yapmıyoruz ile okurlarının karşısına çıktı. Şahin, kitabında yıllardır insanları aynı döngünün içine hapseden diyet anlayışını sorgularken, sağlıklı yaşamın yasaklarla değil, sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkün olduğunu anlatıyor. Beslenmeden kadınların üzerindeki güzellik baskısına, sosyal medyanın dayattığı kusursuz beden algısından influencer kültürüne, annelikten moda sektörünün geçirdiği dönüşüme kadar birçok konuda dikkat çeken açıklamalarda bulunan Şahin, özellikle sosyal medyanın yarattığı tek tip güzellik anlayışını ve hızla tüketilen popüler kültürü de eleştiriyor. Tülin Şahin ile yeni kitabını, değişen güzellik algısını, sağlıklı yaşamı ve 26 yıllık kariyerinden süzülen deneyimlerini konuşmak üzere bir araya geldik.

- Son kitabınız Diyet Yapmıyoruz, hayırlı olsun. İsmi oldukça iddialı ve kulağa hoş geliyor. Gerçekten artık diyet yapmıyor muyuz Tülin Hanım? - Çok teşekkür ederim. Kitabın ismi aslında tam da vermek istediğim mesajı özetliyor. Evet çok iddialı ama kulağa hoş gelmesine mutlu oldum. Çünkü bana göre bitmesi gereken şey sağlıklı beslenme değil, yıllardır hayatımızı yöneten diyet kültürü. Sürekli başlayıp bıraktığımız listeler, yasaklar, suçluluk duygusu ve bitmeyen "Pazartesi başlıyorum" döngüsü... Bunların hiçbiri sürdürülebilir değil. Hiç kimse için değil. İnsanlar bilgiye hiç olmadığı kadar yakın ama kendi bedenlerinden hiç olmadığı kadar uzak. Ben bu kitapta yeni kurallar koymuyorum. Tam tersine, yıllardır üzerimize yüklenen kuralları biraz sorgulamaya davet ediyorum. Çünkü bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmeden, sadece tabağımızı değiştirmek uzun vadeli bir çözüm olmuyor. Diyet yapmak yerine bedenimizi tanımayı, onun ihtiyaçlarını anlamayı ve yemekle yeniden sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenmemiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü sağlık birkaç haftalık bir hedef değil, ömür boyu süren bir yaşam biçimi.

- Diyet çağı bitti mi yani? Diyetisyenler artık diyet listeleri vermemeli mi? - Bence bitmesi gereken şey tek tip diyet anlayışı. Aynı listenin herkese iyi geleceğine inanmak zaten insan bedenini yeterince tanımamak demek. Bunu tecrübe ile sabit soyluyorum TR'ye ilk geldiğimde 32 kg alıp verdim. Tek tip gıda beslenme ne varsa denedim hiçbir işe yaramadı. Ne zaman ki kendi ritmime bedenime kulak verdim 32 kg gitti. Zaten o yüzden ilk kitabı 22 yaşımda yazdım çok merak edildiği için. Tam 32 baskı yapmıştı. Hepimizin genetiği, yaşam biçimi, hormonları, hareket düzeyi ve hatta psikolojisi farklı. Diyet nasıl tek tip olsun ki. Öyle değil mi? Diyetisyenlerin rolü bugün belki de her zamankinden daha önemli. Ama artık sadece liste veren değil; kişinin yaşamını, alışkanlıklarını ve bedenini birlikte değerlendiren bir yol arkadaşı olmaları gerekiyor. Kişinin 7/24 unu bilmesi gerekiyor. Çünkü insanlar artık sadece kilo vermek istemiyor. Daha enerjik olmak, daha iyi uyumak, daha sağlıklı yaş almak istiyor. Bu da yasaklarla değil, sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkün. Benim kendi yaşadıklarım da etrafımda gördüklerim de bunlar.

- Ekmek, makarna, pilav, pizza... Bunlar gerçekten "cız" mı? - Bir dilim pizza ile kilo alınmaz bir salata ile de hemen kilo verilmez. Her gün salata yemek istikrar gerektir. Ama ikisini de yerseniz hayattan keyif alırsınız bir bakmışsınız kilolar gitmiş. Yine tecrübe ile sabit... Ertesi gün kendimizi hiçbir şey yemeyerek 'cezalandırmak' yerine 'dengelemek' daha doğru. Oysa dünyaya baktığınızda uzun ve sağlıklı yaşam denince akla gelen toplumların hiçbiri tek tip beslenmiyor. Akdeniz ülkelerinde ekmek de var makarna da var... Ama sofrada acele yok, suçluluk yok. Tek bir öğün sizi sağlıksız yapmadığı gibi, tek bir salata da sizi sağlıklı yapmaz. Sağlığı belirleyen şey yıllar boyunca kurduğunuz yaşam biçimidir. Yemeği vicdan muhasebesine çevirdiğimizde sadece metabolizmamız değil, zihnimiz de yoruluyor. Zihin yorulunca stres devreye giriyor. İşte o stres kortizol hormonu. O işte size 'su içsem yarıyor' dedirttiren. Bedeni de zihni de strese sokan bizleriz.

- Siena'yı güzellik algısı konusunda nasıl yetiştiriyorsunuz? - Anne olduktan sonra güzellik kelimesinin anlamı benim için de değişti. Siena'nın büyürken dış görünüşünden önce karakteriyle, merakıyla, vicdanıyla ve özgüveniyle kendisini bulmasını isterim. Kız çocukları tabii çok meraklılar ışıltılar, pembeler... O kaçınılmaz bir dünya. Ama ben kızıma her gün bir kitap okumanın en büyük güzellik olduğunu söylüyorum. O da zaten beni öyle görüyor baş ucumda bir sürü kitap duruyor her gün okuduğum. Çantama her zaman bir kitap koyarım o da aynisi yapıyor. Yakın zamanda gördü şu ana kadar 18 tane kitap yazdığımı inanamadı anne bende yazabilir miyim diye sordu. Her çocuk zaten bir melek zaten çok güzeller. Ama onlara sürekli çok güzelsin çok güzelsin dersek onlar sadece bununla ilerlemeyi tercih edecekler. Benim bakış açım bu. Ama tabii ebeveynlik de diyet kadar kişiye özel öyle değil mi? Elbette sağlıklı beslenmeyi öğretiyorum. Yaşıtları hatta ondan küçükler bile sürekli meyve suyu, kola, çay, kahve içtiklerini görüyorum inanamıyorum. Siena içecek olarak sadece su, ayran ve süt içiyor bu yaşına kadar. Mevsiminde meyve ve sebzelerini yemesi gerektiğini biliyor.

- Kadınlar hep fit ve hep zayıf mı olmalı? Yoksa popüler kültür bizim güzellik anlayışımızı kapitalist sistemin işine geldiği gibi mi değiştirdi? - Mesele hiçbir zaman zayıflık olmadı; mesele kadın bedeninin her dönemde yeniden tanımlanması oldu. Her dönemin bir güzellik ikonu oluşuyor. Bugün ise "wellness" görünümü öne çıkıyor. Tüm gün üzerlerinde sabahtan akşama kadar spor kıyafetleri olan ellerinde green juice'leri eksik olmayan spor ile takıntılı bir durum yaşayan kadınlar görüyoruz. Güzellik trendleri hızlıca değişiyor, maalesef kadınlar buna hızlıca ayak uydurmaya çalışıyor. Ama demiyorlar ki ya ben bunlardan biri olmak zorunda mıyım? İşte tam da burada yorgunluk, suçluluk... Ne ararsanız devreye giriyor. Elbette salın demiyorum ama kendi kalıbınız çapında, kalibresinde bir şeyler yapın. Herkes pilates yapıyor diye yapmak zorunda değilsiniz. Belki sizin bedeniniz boks yapmaya uygun. Hiç denediniz mi? Çünkü modası geçen şey bedenin görünümü değil, trendlerin kendisi. Bedenin modası, trendi olmaz. Herkes sahip olduğu bedene en iyi şekilde bakmalı, ona uygun ve iyi geleni yapmalı. Ve onu yaşının en iyisi yapmalı.

- Yıllarca emek verdiğiniz mankenlik sektörü artık eskisi gibi değil. Bugün influencer'lar var. Bu dönüşümü nasıl yorumluyorsunuz? Aynı zaman da oyuncular da mankenlik işini sevdiler sanki... - Moda dünyası her zaman değişken olmuştur. Ama asıl olayı değiştiren akıllı telefonlar, uygulamalar oldu. Ben mesleğe 2000'li yıllarda başladığımda dergiler ve defileler belirleyiciydi, bugün sosyal medya çok güçlü. Bu değişim kaçınılmaz ve bunun iyi tarafları da kötü tarafları da var. Artık her şey kopyala yapıştır oldu. İçerikler, görünümler, konuşmalar... Ama görünür olmakla kalıcı olmayı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Görünürlük bazen çok hızlı gelir, çok hızlı da gider. Güven ise yıllar içinde inşa edilir. Ben 26 yıldır uluslararası moda sektöründe çalışıyorsam bunun nedeni algoritmalar değil; disiplin, istikrar ve işime duyduğum saygı. Kariyer dediğiniz şey birkaç viral içerikle değil, yıllar içinde verdiğiniz emekle oluşuyor. İşin birde oyuncular kısmı var dediğiniz gibi. Şu an herkes oyuncu olmak istiyor. O zaman moda sektöründe ki tüm modeller de sinema ve dizi sektörüne geçiş yapmalı. Ama şunu unutmayalım lütfen. Biz bir tekstil ülkesiyiz. Üstelik üretim yapan tüm ülkelerin arasında en kaliteli üretim yapan ülkeyiz. Özgün ve zengin kumaşlara, müthiş tasarımcılara sahibiz tüm bunları neden Akdeniz ruhu ile daha az görüyoruz. Buna da acilen bence dönmeliyiz.

- İnsan kendi bedenini nasıl tanır? - Biz aslında çok iyi tanıyoruz da unutuyoruz . O bize hep bir şeyler fısıldıyor ama biz o çığlık atana kadar harekete geçmiyoruz. Modern hayat bize bedenimizi dinlemeyi değil, yönetmeyi öğretti. Akıllı saatler ile kaç kalori aldık, kaç adım attık... Sürekli ölçüyor ama çok az hissediyoruz. Oysa bedenini tanımak; gerçekten aç olduğun için mi yoksa stresli olduğun için mi yemek istediğini anlayabilmekle başlıyor. Hangi besinler sana iyi geliyor, hangileri seni yoruyor... Bunları fark etmek gerekiyor. Ama maalesef bunları fark etmeye vaktimiz yok. Çok acı buluyorum bunu. Ben kitabımda insanlara yeni kurallar vermiyorum. Yıllardır susturdukları bedenlerini yeniden dinlemelerini öneriyorum. Çünkü en doğru cevap çoğu zaman zaten bedenimizin içinde.

Bu haberi paylaş
İlgili Haberler
Link kopyalandı!