SPONSORLU “Hedefimiz: Eğitimin yanında çocuğun kendisini tanımasını sağlamak” 07.09.2026 - 18:55 Son Güncelleme 07.09.2026 - 19:07 Paylaş Doping Hafıza Akademik Direktörü Tuğrul Bayındırlı, Doping Hafıza’nın 16 yılı aşkın eğitim deneyiminin ardından geliştirdiği WAY Learning Method ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Eğitimin merkezine alışılmışın dışında bir soru yerleştiriyoruz: ‘Sen kimsin?’ Akademik çerçevesi 2026 yılında Frontiers in Psychology'de yayımlanan bu yaklaşımımız, çocuğun yalnızca akademik gelişimini değil; kendini tanımasını, güçlü yönlerini keşfetmesini, sosyal-duygusal gelişimini ve gelecekte ihtiyaç duyacağı becerileri birlikte ele alıyor.”
Bir çocuğun matematikte hangi konuyu bilmesi gerektiğini ayrıntılarıyla biliyoruz. Hangi yaşta hangi dil bilgisi kuralını öğrenmesi gerektiğini, hangi sınava ne zaman hazırlanacağını, hangi dersten kaç soru çözmesi gerektiğini de biliyoruz.
Nelerde iyi olduğunu, neye merak duyduğunu, zorlandığında nasıl davrandığını, başkalarıyla nasıl ilişki kurduğunu, nasıl karar verdiğini, ne üretmek istediğini ve sahip olduğu potansiyeli ne kadar tanıyor?
Doping Hafıza'nın geliştirdiği WAY Learning Method Who Are You?, tam olarak bu sorudan hareket ediyor.
Doping Hafıza, 16 yılı aşkın süredir eğitim alanında çalışıyor ve geliştirdiği eğitim teknolojileriyle beş milyondan fazla öğrenciye ulaştı. Kurumun bu deneyimden çıkardığı temel sonuçlardan biri ise akademik başarının tek başına geleceğe hazır bir çocuk yetiştirmek anlamına gelmediği.
Çünkü eğitim dünyasının karşısında artık farklı bir gerçeklik var.
Bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolaylaşıyor. Yapay zekâ sistemleri saniyeler içinde bir konuyu açıklayabiliyor, bir metni özetleyebiliyor, sorulara cevap verebiliyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun Future of Jobs 2025 raporuna göre çalışanların mevcut becerilerinin yüzde 39'unun 2030'a kadar dönüşmesi veya geçerliliğini yitirmesi bekleniyor. Analitik düşünmenin yanında yaratıcılık, dayanıklılık, esneklik, teknoloji okuryazarlığı, merak ve yaşam boyu öğrenme giderek daha önemli hale geliyor.
“Bu çocuğa ne öğretmeliyiz?” sorusunun yanına artık “Bu çocuk kim?” sorusunu koymak gerekiyor.
WAY bu nedenle klasik anlamda yalnızca bir akademik eğitim programı olarak tasarlanmadı. Bilişsel gelişim ile sosyal-duygusal gelişimi, kimlik ve öz farkındalıkla; eleştirel düşünmeyi yaratıcılıkla; teknoloji kullanımını insanın kendi potansiyelini keşfetmesiyle aynı öğrenme mimarisi içerisinde ele alıyor.
Yaklaşımın akademik çerçevesi de 2026 yılında uluslararası hakemli Frontiers in Psychology dergisinde yayımlandı. Üç turlu Delphi yöntemiyle ve disiplinler arası bir uzman paneliyle geliştirilen çerçeve, 13 tema altında 312 öğrenme çıktısından oluşuyor.
Bu temalar arasında öz farkındalık ve öz yönetim, empati ve sosyal yeterlilik, iyi oluş ve dayanıklılık, eleştirel düşünme ve problem çözme, kültür ve dil, doğa ve ekoloji, sanat ve yaratıcılık ile teknoloji ve yapay zekâ okuryazarlığı bulunuyor.
Buradaki kritik farklılık ise bunların birbirinden kopuk “gelecek becerileri” listesi olarak görülmemesi.
WAY'in iddiası, çocuğun kendisini tanımasının öğrenmenin dışında bir konu olmadığı. Tam tersine; neye ilgi duyduğunu, hangi alanlarda güçlü olduğunu, nasıl düşündüğünü ve nasıl ilişki kurduğunu keşfeden bir öğrencinin öğrenmeyle kurduğu ilişkinin de değişebileceği düşüncesine dayanıyor.
Bu anlayış, geliştirilen öğrenme deneyimlerine de yansıyor. Öğrenciler Startup Lab'de kendi fikirlerini projeye dönüştürürken, Mission WAY ve farklı senaryo tabanlı deneyimlerde karar verme, problem çözme ve sonuçlarını değerlendirme süreçlerinin içine giriyor. Amaç çocuğa gelecekte ne olması gerektiğini söylemek değil.
Doping Hafıza Akademik Direktörü Tuğrul Bayındırlı'ya göre eğitimin en gerekli kısmı olan nokta tam burada bulunuyor:
“Çocuğa sürekli dünyayı anlatıyoruz. Matematiği, fiziği, tarihi, teknolojiyi anlatıyoruz. Fakat bütün bunları öğrenecek olan insanın kendisini tanımasına aynı sistematik alanı açmıyoruz. WAY'i geliştirirken başlangıç noktamız buydu. Belki de çocuğa soracağımız ilk soru, ‘Ne olmak istiyorsun?’ bile değil. Ondan önce gelen çok daha temel bir soru var: Sen kimsin?”
“Çocuğa ne olacağını söylemek yerine, kim olduğunu keşfedebileceği alanı açmalıyız”
Çünkü eğitimde çok hızlı cevap vermeye alıştığımızı düşünüyorum. Çocuğa hangi okula gitmesi gerektiğini, hangi mesleği seçmesi gerektiğini, hangi derslerde başarılı olması gerektiğini söylüyoruz. Fakat bütün bu cevaplardan önce çocuğun kendisine dönmesi gerekiyor. Ben neye merak duyuyorum? Nelerde iyiyim? Nasıl düşünüyorum? İnsanlarla nasıl ilişki kuruyorum? Bir problemle karşılaştığımda ne yapıyorum? Beni ne heyecanlandırıyor? “Who Are You?” bizim için romantik bir slogan değil. Öğrenmenin başlangıç sorusu.
Ama okulun temel görevi yine de akademik bilgi öğretmek değil mi?
Elbette. WAY akademik eğitime bir alternatif değil. Matematik yine öğrenilecek, fizik yine öğrenilecek, çocuk iyi okuyacak, iyi yazacak. Mesele bilgiyi değersizleştirmek değil. Bilginin yanına insanı koymak. Çok iyi matematik bilen ama karar veremeyen, kendisini tanımayan, değişime uyum sağlayamayan bir çocuğu geleceğe eksiksiz hazırladığımızı söyleyebilir miyiz? Biz bu soruyu soruyoruz.
Kesinlikle hızlandırdı. Eskiden eğitimin önemli işlevlerinden biri bilgiye erişimi sağlamaktı. Bugün çocuk cebindeki cihazdan birkaç saniye içinde bilgiye erişebiliyor. Bu, bilgi gereksiz demek değil. Tam tersine, bilgiyi anlayacak bir zihne daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü artık mesele yalnızca bilgiye sahip olmak değil; doğru soruyu sormak, doğruyla yanlışı ayırmak, bilgiyi başka bir probleme transfer etmek, karar vermek ve ortaya yeni bir şey koymak.
WAY'in klasik “21. yüzyıl becerileri” programlarından farkı ne?
Biz becerileri çocuğun üzerine sonradan eklenen ayrı modüller gibi görmüyoruz. “Bugün matematik yaptık, yarın da biraz yaratıcılık yapalım” yaklaşımı değil bu. Çocuğu bütün olarak ele almaya çalışıyoruz. Duygusal zekâ, empati, eleştirel düşünme, sanat, doğa, teknoloji, beden, iyi oluş... Bunların hepsi aynı insanın parçaları. WAY'in akademik çerçevesindeki 13 tema ve 312 öğrenme çıktısı da bu bütüncül bakışın sistematik hale getirilmesiyle ortaya çıktı.
Çocuğun kendisini tanıması ölçülebilir veya öğretilebilir bir şey mi?
“Sen şöylesin” diyerek öğretilemez. Zaten bunu yapmak istemiyoruz. Çocuğun deneyim yaşayacağı, seçim yapacağı, düşüneceği, üreteceği ve kendi davranışı üzerine tekrar düşüneceği ortamlar oluşturabilirsiniz. Bizim için kritik olan bu. Çocuğa kim olduğunu söylemek yerine, kim olduğunu keşfedebileceği deneyimler tasarlamak.
Aslında bu soruya tek bir profil tarif ederek cevap verirsek kendi yaklaşımımızla çelişiriz. Her çocuğun aynı yere varmasını istemiyoruz. Kendisini tanıyan, merakını kaybetmeyen, düşünebilen, insanlarla birlikte çalışabilen, üretebilen, değişime uyum sağlayabilen ve sahip olduğu araçları bilinçli kullanabilen çocuklardan söz ediyoruz. Sonrasında kimin sanatçı, kimin mühendis, kimin girişimci, kimin akademisyen olacağı onların hikâyesi.
Belki de iddiadan çok bir yön değişikliği. Eğitim çocuğa sürekli “Dünya budur” diyor. Biz buna bir soru daha eklemek istiyoruz: “Peki bu dünyanın içinde sen kimsin?”