İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Ankara'da "TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması Ödül Töreni"nde açıklama yaptı.
"Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması Ödül töreninde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.
Gençlere yönelik her girişime, gençlerin içinde bulunduğu her etkinliğe özel bir önem atfettiğimi ifade etmek istiyorum.
Gençlerimizin enerjileriyle, tutkularıyla, özgün bakış açılarıyla ve öğrenme potansiyelleriyle medya düzenine yeni bir soluk getireceklerine inanıyorum.
Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: "Gençken öğrenilen ilim, taşa vurulmuş damga gibidir."
Bu hadisten ilhamla diyebilirim ki, bugün bu yarışmaya katılıp; bu uğurda çaba sarf edip ortaya koyduğunuz eserler, genç yaşınızda sizlere değer katacaktır.
Ve bugün başardıklarınız, yarını şekillendirecek; bugünkü ufkunuz yarının gerçeği olacaktır. Ben, her şeyden önce, bu güzide yarışmaya katılan bütün gençlerimizi özgüvenleri, cesaretleri ve emekleri için tebrik ediyorum.
Geleceğin İletişimcileri Yarışması ile gençlerimizin kendilerini ifade edecekleri böylesi bir mecra açtıkları için TRT'ye de teşekkür ediyorum.
Malumunuz, Geleceğin İletişimcileri Yarışması "Gençlere Önem Vermek Geleceğe Önem Vermektir" mottosuyla bu yıl 12'inci kez düzenleniyor.
15 kategoride düzenlenen yarışmada bu yıl ayrıca 15 Temmuz Özel Kategorisine yer verilmesi bizim için bilhassa anlamlı olmuştur.
Bu sene 10'uncu yılını geride bıraktığımız 15 Temmuz'un anısını her vesileyle yaşatmak, bizlerin en anlamlı, en kıymetli gayelerimizden birisidir.
TRT ekranlarında yayınlanan ve milletimizin yoğun bir ilgiyle takip ettiği "Asırlık Gece" dizisini de bu vesileyle anmak, emek veren her bir arkadaşımızı gönülden tebrik etmek istiyorum.
Bu dizi vesilesiyle yaşananların etraflıca bir kez daha gözler önüne serilmesi, hem hafızamızı tazelemiş hem de meseleyi çok başka veçheleriyle ortaya koymuştur. Elinize sağlık, sağ olun, var olun.
Geleceğin İletişimcileri yarışmasının iletişim kampanyası teması, "Üretken Yapay Zekâ" olarak belirlendi.
Son birkaç yıldır, gündemimizden düşmeyen; her gün yeni bir gelişmeyle adından söz ettiren yapay zekâ üzerinde hassasiyetle durmak gerekiyor.
Özellikle iletişim ve medya alanındaki gelişmeler açısından düşünüldüğünde "yapay zekâ" yeni imkânlar taşımakta; aynı zamanda birçok endişeye de yol açmaktadır.
Bunun yanı sıra medya alanında mevcut alışkanlıklarımız, iş yapma tarzımız, bilgi ve enformasyonla olan ilişkilerimiz daha şimdiden köklü bir şekilde dönüşmeye başladı.
Yapay zekanın; kişisel verilerin gizliliği, mahremiyet, bilgi kirliliği, algoritmik sansür, dezenformasyon ve sahte içerikler konusunda büyük tehditleri beraberinde getirdiğini de gözden kaçırmamalıyız.
Kuşkusuz "geleceğin iletişimcileri" olarak sizler, yapay zekâ konusunda son dönemde dünya kamuoyunu meşgul eden tartışmaları yakından izliyorsunuz.
İnsana hizmet etmesi öngörülen bir teknolojinin kontrolden çıkma ihtimali faydalarının önüne geçebileceği güncel bir tartışma konusudur.
Şahsen bu noktada kalıcı çözümün, "pergelin sabit ayağını insani değerler üzerinde tutmak" olduğu kanaatindeyim. Aslolan teknoloji değil, insandır.
Teknoloji; insanlığa, adil bir düzene, pozitif gelişime hizmet ettiği ölçüde kıymetlidir. Merkezine insanı alan bir teknoloji anlayışının ve adil bir düzen ekseninde gelişecek iletişim ekosisteminin tüm insanlığa çok büyük faydalar sağlayacağına inanıyorum.
Bizler İletişim Başkanlığı olarak, yeni iletişim teknolojilerine, hızla dönüşen iletişim ekosistemine tam da bu anlayışla yaklaşıyoruz.
Milletimiz nezdinde dijital okuryazarlık, medya okuryazarlığı, dezenformasyona karşı toplumsal bilinç gibi hasletlerin geliştirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz.
Akademi camiamızla, bu dönüşümün kavramsal zeminini güçlendirmek ve geleceğin iletişimcilerine rehberlik edebilmek adına eşgüdümlü biçimde çalışıyoruz.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifade ettiği gibi; "İnsanların doğru bilgiye rahatlıkla ulaşabildiği, farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği ve hakikatin merkeze yerleştiği güçlü bir medyanın hepimiz için hayati önemde" olduğunu biliyoruz.
Türkiye Yüzyılı'nı aynı zamanda İletişimin Yüzyılı haline getirmek; bu vizyon doğrultusunda adil ve etkili bir iletişim ekosistemi inşa etmek için gayret gösteriyoruz.
Gerek İletişim Başkanlığımız gerekse TRT, Anadolu Ajansı gibi öncü kurum ve kuruluşlarımızın gayretleri bu hedefe varmak içindir.
Dijital çağın sağladığı imkanlarla, bilginin tek bir merkezden pasif kitlelere dağıtıldığı geleneksel iletişim modeli artık geride kaldı.
Bu çağın en belirleyici unsurlarından biri etkileşim. Zira bugünün iletişim modelinde hemen herkes hem tüketici hem de üretici pozisyonunda bulunmaktadır.
Fakat her insanın içerik üreticisi haline gelmesinin, bilginin güvenilirliği sorununu ortaya çıkardığını da hatırlatmak isterim.
Zira iletişim süreçlerinin hızlanması; sadece bilginin değil, dezenformasyon ve türevi içeriklerin de aynı hızla yayılmasına yol açıyor.
Önümüze düşen enformasyonun doğru olup olmadığı sorusu; neye inanacağımızı bilemediğimiz bir anlam krizine, oradan da ortak gerçeklik zemininin aşındığı bir hakikat krizine dönüşüyor.
Hakikat krizini daha da derinleştiren bir diğer unsur ise büyük teknoloji şirketlerinin bilgi dolaşımı üzerinde giderek artan hegemonik gücü.
Özellikle arama motorları ve sosyal medya platformları, hangi bilginin ya da içeriğin görünür olacağını büyük ölçüde algoritmalar aracılığıyla belirliyor.
Bunun çarpıcı bir örneğini, İsrail'in, Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında üç yılı aşkın süredir devam eden soykırımında bariz bir şekilde gördük, görüyoruz.
Dijital platformları tarafsız mecralar olarak göremeyiz. Bu platformlar; bilgi akışını şekillendiren, içeriklerin görünürlüklerini belirleyen, enformasyonu duruma göre eğip büken dijital diktatörlükler haline gelebiliyor.
Bu noktada tarihe dönüp bakmalı. Medyanın sömürgecilikle ilişkisini, emperyalist anlayışların iletişim süreçlerindeki hakimiyetini hatırlamalıyız.
Bu tarihsel tecrübe, dijital diktatörlüklerin yeni iletişim ekosistemi üzerinden üretebileceği olası sonuçları anlamamıza ve öngörebilmemize yardımcı olacaktır.
İçerik üretiminde eşitsiz güç ilişkilerinin, kültürel tahakkümün ve tek taraflı temsillerin yeniden üretilmesi ihtimalini göz ardı edemeyiz.
Söz konusu tehditlere karşı atılması gereken ilk adım, iletişim ve medya alanında dekolonizasyonu sağlamaktır.
Yani iletişimde tek merkezli, tek-sesli temsil anlayışından çıkıp herkesin kendi hikayesini kendi sesiyle anlatabildiği bir düzene geçmektir.
Bu da tüm tahakküm biçimlerini ortadan kaldırarak iletişim ve medya düzenini dönüştürmekle; adil ve etkili bir medya düzeni tesis etmekle mümkündür.
Dijital teknolojileri, bilinçli, dengeli ve sağlıklı kullanmak, iletişim akademiyasının kavramsallaştırmasıyla "dijital esenliği"mizi ve "dijital iyi olma hali"mizi korumak için elzemdir.
Bu noktada vatandaşlarımızın üzerine düşen sorumluluklar olduğu gibi medya kuruluşlarımıza, iletişim profesyonellerine, dijital platformlara ve devletimize düşen görev ve sorumluluklar vardır. Dijital alanı güvenli kılmak en önemli görevimizdir.
Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 13 Haziran'da Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı ilan edildi.
Yapay zekâ okuryazarlığının yaygınlaştırılmasını, yapay zekâ için insan kaynağı yetiştirme, veri ekosistemi ve hukuki çerçeve oluşturulmasını hedefliyoruz.
Bizler de İletişim Başkanlığı olarak süreli ve süresiz yayınlarımızla, panellerimiz, eğitim programlarımız ve iletişim fakültelerinde öncülük ettiğimiz kulüplerle ülkemizin dijital esenliğine katkı sunuyoruz.
TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması'nı da bu minvalde mücadelemizin bir parçası olarak görüyorum.
Ödül kazansın kazanmasın yarışmaya katılan her bir gencimizi kutluyorum. Jürimizi ve ödül kazanan gençlerimizi tebrik ediyorum. TRT yönetimine, gençlerimize açtıkları bu alan için bir kez daha teşekkür ediyorum.
Sözlerime son vermeden önce geçtiğimiz hafta vefat eden TRT Haber Muhabiri Recep Levent Öztürk'e bir kez daha Allah'tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve TRT ailesine başsağlığı ve sabır dileklerimi bir kez daha ifade etmek istiyorum"