İzmir
SON DAKİKA

Konforun bedeli özgürlüğümüz

Bir sabah uyandınız... Cüzdanınız yanınızda değil ama sorun değil; telefonunuzla ödeme yapıyorsunuz. Hastane kayıtlarınız, banka hesaplarınız, alışveriş alışkanlıklarınız, seyahatleriniz, hatta biyometrik verileriniz tek bir dijital kimliğe bağlı…

İsam Akgül İsam Akgül
2 Ağustos 2026 2 sa önce 1 okuma dk okuma
Konforun bedeli özgürlüğümüz
Konforun bedeli özgürlüğümüz

Bir sabah uyandınız... Cüzdanınız yanınızda değil ama sorun değil; telefonunuzla ödeme yapıyorsunuz. Hastane kayıtlarınız, banka hesaplarınız, alışveriş alışkanlıklarınız, seyahatleriniz, hatta biyometrik verileriniz tek bir dijital kimliğe bağlı. Hayatı kolaylaştıran bu konforun, görünmeyen bir denetim mekanizmasına dönüşmesi mümkün mü? Teknoloji yazarı İlkay Zaman'a göre bu sorunun cevabı artık gelecekte değil, bugünün içinde saklı. ABD'de yaşadığı yıllarda dijital sistemlerin toplum üzerindeki etkisini yakından gözlemleyen Zaman, kaleme aldığı 2030 Dijital Hapishane kitabında yeni düzenin perde arkasını anlatıyor. Zaman'la teknoloji çağında özgürlüğün sınırlarını, görünmez gözetim ağını ve 'konfor' adı altında hayatımıza giren sistemlerin nereye evrildiğini konuştuk.

■ Sizi biraz tanıyabilir miyiz? İstanbulluyuz, ailem 1960'lardan beri Valideçeşmeli... Ben de orada doğdum, büyüdüm. Elektronik okudum. Çalışmak için yanıyordum. Çeşitli elektronik dergilerinde görev yaptım. Gazetelerin teknoloji eklerine yazmaya başladım. Derken kendi yayın grubumu kurdum. Teknolojinin içinde yoğuruldum. Teknoloji benim için çok erken başladı yani. Sonra Amerika'ya gittim. Aslında aydınlanmam ABD'de oldu. Bugün kitabın çıkış noktası olan, tamamen dijitalleşme olayını ben ABD'de gördüm ilk. 2016'da yanımda kredi kartım olmadan sadece telefonumla ödeme yapabiliyordum ve şu an Türkiye'de QR kodlu ödeme var ama telefonla ödeme yok.

■ Telefonun kendisiyle ödeme yapmak, bankaları devreden çıkarmak olabilir mi? O günler de gelebilir ama bugün ne yaşadığımızı fark etmemiz önemli. Aslında bu işin atası Çin ama Çin bunu çok göstererek yapıyor. Mesela birini aradığında "Şuanda güvenilmez birisini arıyorsunuz" diye telefon sekreteri yapmaları, vergisi ya da bir şeyini ödemeyenleri şehrin büyük led panellerinde ifşa etmeleri gibi... Yani dijital engizisyon var Çin'de. ABD bunu öyle yapmıyor ama hep kayıt tutuyor. Çevirmede kimliğini tarattığı zaman "Eşinizle baya da kavga etmişsiniz. Sizde şiddet eğilimi de var galiba" diyebiliyor. Çin ile ABD'nin teknoloji ile vatandaşlarını fişlemede farkları yok. Çin sadece bu işlerin ihracatını yapmaya başladı artık bütün dünyaya.

■ Kitabınıza gelirsek... Adı neden bu kadar iddialı? 2030 rastgele seçilmiş bir tarih değil; bu tarih, yeni dijital altyapıların tamamlanmasını öngören Birleşmiş Milletler 'Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nin hedef yılı. Dijital Hapishane kulağa iddialı gelebilir ama bence çok gerçekçi bir tespit. Öyle taş duvarları da yok bu hapishanenin; tamamen kodlarla, algoritmalarla, dijital kimliklerle ve programlanabilir paralarla örülüyor. Bize hep o süslü konfor ambalajıyla sundukları bu sistem, yavaş yavaş hepimizi görünmez bir kafese hapsediyor.

■ Sizi bu kitabı yazmaya iten ne oldu? Yıllardır teknolojiyi, veri ekonomisini, dikkat ekonomisini çok ciddi araştırıyorum. Aslında dijital kimlik, dijital sağlık, özellikle dijital para, akıllı şehirler, veri ekonomisi, dikkat ekonomisi bu tür şeyler hayli hayli anlatılıyor. Ben bunların hepsinin bir potada birleştirildiğinde ne olduğunu göstermek istedim insanlara, bir farkındalık yaratmak için yazdım. Hayatımıza müthiş bir konfor vaadiyle giren teknolojilerin asıl yüzünü fark edince bu kitabı yazmaya karar verdim. Fakat herkes bu rahatlığın büyüsüne kapılmışken, ben tüm bunların devasa bir çarkın dişlileri olduğunu, kusursuzca birleştiğini gördüm. 'Peki bunların hepsi tek merkeze bağlandığında bize ne olacak?' sorusunun sorulmadığını fark ettiğim an, kendimi bunu yazmak zorunda hissettim.

■ Dijital parayı konuşsak biraz... Daha geçmedik, geçeceğiz. Dünyada çok az var geçen. Dijital sağlık, bütün sağlık sektörü bir yerde olsun. Hayatımıza konfor alanı olarak giren her şey bir yerde toplandığında da çok ciddi bir yönetim mekanizması oluşturduğunu fark ettik. Siz iyi bir insansanız ve bu tek merkezden yönetilecekse insanlık için harika bir şey ama birazcık niyetiniz kötüye, çıkarlara doğru kaydığında çok kötüye kullanılabilir.

■ Hackerlerın bilgilerimizi çalması gibi mi? (Gülüyor) Bugün hacker deyince insanların aklına telefon, bilgisayar geliyor ama mesela baraj kapaklarımız bir yazılımla kapanıp açılıyor. Bir hacker baraj kapaklarımızı hackleyip açabilir, suyu dışarıya boşaltabilir. İnsanlar hep şey diye düşünüyor: "Ya benim telefonum hacklendi, bilgisayarım hacklendi." Biliyor musunuz kimse onları umursamıyor. Aslında önemli olan şey, yönetilebilen daha büyük toplumları ilgilendiren şeyler. Bu devlet altyapısı olabilir, kurumların altyapısı olabilir, barajlar olabilir, havaalanları olabilir, elektrik santralleri olabilir. Yani bir savaşta insanları öldürmenize gerek yok, elektriği kestiğinizde de çok ciddi problemler ortaya çıkıyor. Benim çıkış noktam bu dijital kimlik, dijital para, dijital sağlık, bedenin veri setine dönüşmesi, mekansal teknolojiler falan bunların hepsi ayrı ayrı gözüken konfor vaat eden teknolojiler gibi duruyor ama hepsi aynı dişlinin çarkları aslında ve birleştiğinde korkunç bir dişli oluşturuyor. Bununla ilgili insanlara farkındalık yaratmak, bilinç oluşturmak, bir uyanış çağrısında bulunmak istedim.

■ Kendinizi hapishanede hissettiğiniz an ne zamandı? ABD'de kimliğimi aldım, bu sayede her yerde her türlü erişilebilen ve her yerde her türlü bulunabilen bir insan haline geldim. Bu kimliğinizle devletin özel kurum ve sistemlerine bağlanıyorsunuz. Tabiri caizse kümese elinizi atarsanız tavuğu bulursunuz ama dışarıdaki tavuğu yakalamak zordur ya onun gibi. Her zaman ulaşılabilir birisi oluyorsunuz.

■ Kümesteki yumurtamızı da alıyorlar. Tabii ki... En önemlisi bu, para eden şey o zaten. Sonra sosyal kredi skorunu öğrendim; yaptığım alışverişleri ödeme sürem, trafikte yediğim ceza, karıştığım herhangi bir olay, bunun gibi bir sürü şeylerin hayatımı nasıl etkilediğini gördüm. Araba alırken daha yüksek faiz ödememe sebep olması mesela. Bu sizin hayatınızı ne kadar etkileyecek bir şey bunu gördüm. Sonra dedim ki "Aslında biz farkında olmadan bir hapishanenin içinde yaşıyoruz." Yani illa tuğlayla örmeye gerek yok, insanlar dijital bir hapishanenin içinde de var olabiliyorlar aslında. Yiyorsun, içiyorsun, geziyorsun ama izin verildiği sürece.

■ Saat ile sizin sağlığınızı takip ediyor. ABD'de önce sigortanız konuşuyor. Siz konuşmuyorsunuz! Ne derece sigorta ödüyorsun, hangi sınıftasın, ödemelerini ne kadar düzenli yapıyorsun, bunların hepsi yaşam standartlarını oluşturuyor. Bir hapishanenin içinde yaşıyorsun çünkü kurallara riayet etmek zorundasın. Mesela aracınıza taktığınız bir cihaz var. Kilometreni hesaplıyor. Kilometre başına tutarı çarpıyor ve sigortanı ona göre hesaplıyor. Ben kullanmaya başladığımda şunu fark ettim: Gittiğiniz her yeri, uzun süre ya da kısa süre kaldığınızı, gezdiğiniz yeri, her günkü rotanızı kaydediyor. Polisin paylaşmasına da gerek kalmadan sizin bütün günlük alışkanlıklarınızı elde ediyorlar ve sonra bunları veri firmalarına satıyorlar. Hep takip edilen ve izlenen bir noktadasınız.

■ Nedir insanlıkla dertleri, ne istiyorlar? Hepiniz aynı olun, farklılıklar hoşlarına gitmiyor. Herkes son yıllarda aynı şeyleri giyiyor, aynı yerlere gidiyor, aynı şeyleri konuşuyor, aynı cihazları alıyor, aynı uygulamaları kullanıyor. Bizi kalıplara sokmak asıl mevzu. Herhangi bir şeyi pazarlarken; "İnsanları aynılaştırayım. Çeşitli kampanyalarla insanlara ne kadar faydalı olduğunu anlatayım. Onlar da bunu kullansınlar" diyorlar.

■ Neden farklılaşamıyoruz? Renklerimizi kaybettik, eskiden arabaların 20-30 rengi vardı, tercihlerimiz çok aynılaşmaya başladı çünkü insanlar sosyal medyayı ve teknolojiyi aşırı kullanıyor. İnternetin yoksa yoksun! Hayatında bunun diyetini yapabilirsin, iletişime geçmeyerek. Ama iletişim kurmazlarsa öleceğini zannediyor insanlar. "Dünya bir hafta ilerledi ve ben onun gerisinde kaldım" diye düşünüyorlar. Teknoloji artık hayatımızda çok yer kaplıyor, daha da artacak.

■ Hapishaneden nasıl çıkacağız? Kitabımı alın! (Gülüyor) Önce şunu kabul edelim: Eskiden şifrelerimiz vardı ama şimdi cihaz "Şifreni unutabilirsin gel ben senin yüzünü, retinanı tanıyayım, selfie çekelim, parmak izini ver" diyor. Tarihte ilk defa şirketlerle devletler, insan vücuduna nüfuz etti. İnsanın son kalesi yıkıldı aslında. Artık hiçbir şekilde anonim olamazsınız. Eskiden anonim olmak harika bir şeydi, havalıydı ama şimdi "Kardeşim sen neden buralara yüzünle, kimliğinle kayıt olmadın?" diyorlar.

■ Çözüm... Dağıtık teknolojileri kullanmak çok mantıklı. Bir yere, bir markaya, bir kuruma bağlı kalmadan, bütün her şeyinizi tek bir yere teslim etmeden yaşayın. Çünkü tek merkezde yönetildiğinde her şeyine sahip oluyorlar.

■ Telefonsuz... bir sabaha uyanmanın ne demek olduğunu günleri bilen son nesiliz. Güzel günlerdi. ■ Karamsar... değilim, çok gerçekçi bir uyanış çağrısı yapıyorum. ■ Dijital hapishane... kapısı henüz tamamen kapanmadı. Kapı üzerimize kilitlenmeden önce size bir harita vermek istedim. ■ Teknoloji... bugüne kadar hep dışımızdaydı; cebimizdeydi ya da masamızdaydı. Ama artık doğrudan derimizin altına, nabzımıza, genetik kodumuza sızıyor. ■ Telefonunu yüzünü gösterip açanlar... her seferinde yüzünüzü analiz ettiriyorsunuz. O veriler size hayatınıza yönlendirmeler yaparak dönüyor.

Bu haberi paylaş
İlgili Haberler
Link kopyalandı!