İzmir
SON DAKİKA

Lisansı ve RTÜK payını ödeyen televizyon, cezayı yine yine televizyon! Milli medyaya pranga dijital platformlara sınırsızlık özgürlük

Türkiye'de geleneksel televizyon yayıncıları RTÜK lisansı, yayıncılık mevzuatı ve reklam kuralları kapsamında sıkı denetime tabi tutulurken, YouTube gibi küresel dijital platformların farklı bir düzenleyici çerçevede faaliyet göstermesi tartışma…

İsam Akgül İsam Akgül
11 Ağustos 2026 1 sa önce 2 okuma dk okuma
Lisansı ve RTÜK payını ödeyen televizyon, cezayı yine yine televizyon! Milli medyaya pranga dijital platformlara sınırsızlık özgürlük
Lisansı ve RTÜK payını ödeyen televizyon, cezayı yine yine televizyon! Milli medyaya pranga dijital platformlara sınırsızlık özgürlük

Türkiye'de geleneksel televizyon yayıncıları RTÜK lisansı, yayıncılık mevzuatı ve reklam kuralları kapsamında sıkı denetime tabi tutulurken, YouTube gibi küresel dijital platformların farklı bir düzenleyici çerçevede faaliyet göstermesi tartışma yaratıyor. TV kanalları yayın içerikleri nedeniyle ağır yaptırım riskiyle karşı karşıya kalırken, dijital platformların reklam ve içerik denetim modeli "eşit rekabet koşulları var mı?" sorusunu gündeme getiriyor.

Geleneksel televizyon yayıncılığı ile YouTube gibi dijital platformlar arasındaki denetim ve sorumluluk farkı giderek daha fazla tartışılıyor. Televizyon kanalları RTÜK mevzuatı çerçevesinde reklam sürelerinden yayın ilkelerine kadar çok sayıda kurala uymak zorunda kalırken, dijital platformlarda içerik ve reklamların denetimi farklı mekanizmalar üzerinden yürütülüyor.

Bu durum, Türkiye'de faaliyet gösteren yerli yayıncıların maliyet ve yükümlülüklerini artırırken, küresel dijital platformların daha esnek bir yapı içerisinde faaliyet göstermesi nedeniyle rekabet koşullarının eşit olmadığı eleştirilerine neden oluyor.

Dijital platformların geniş reklam ekosistemi, geleneksel medya kuruluşları açısından da önemli bir rekabet alanı oluşturuyor. YouTube'un kendi reklam sistemi üzerinden içeriklere reklam yerleştirmesi, televizyon kanallarının ise reklam yayıncılığına ilişkin daha sıkı kurallara tabi olması, sektörde gelir paylaşımı ve rekabet açısından yeni bir tartışma başlatıyor.

Ortaya çıkan tablo, yerli yayıncıların reklam gelirleri üzerindeki baskıyı artırırken, küresel teknoloji şirketlerinin dijital reklam pazarındaki ağırlığını güçlendiriyor.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yayıncı kuruluşlardan elde ettikleri ticari iletişim gelirleri üzerinden pay alıyor. Bu gelirlerin belirli bir oranı RTÜK'e aktarılıyor. RTÜK payı, radyo ve televizyonların reklam, sponsorluk ve benzeri ticari iletişim faaliyetlerinden elde ettiği gelirler üzerinden hesaplanıyor. Toplanan bu pay, Üst Kurulun faaliyetlerinin finansmanında kullanılıyor. Yayıncı kuruluşların RTÜK'e bildirdiği ticari iletişim gelirleri üzerinden alınan pay, medya sektöründe uzun süredir uygulanan yasal yükümlülüklerden biri olarak öne çıkıyor

DİJİTAL MEDYADAKİ KONTROLSÜZ TEHLİKEYE KARŞI GÜVENLİ LİMAN: TELEVİZYON

Dijital ve sosyal medya platformlarında çocuk istismarı, müstehcenlik, suç örgütü propagandası ve toplumsal değerleri hedef alan kontrolsüz içerikler ile sahte/dolandırıcılık reklamları bağımlılık yaratan algoritmalar üzerinden hızla yayılırken; editoryal süzgeçten geçen ve RTÜK denetimine tabi olan geleneksel televizyon yayıncılığı aileler ve toplum için en güvenli mecralardan biri olarak öne çıkıyor.

KONVANSİYONEL MEDYANIN ÖNEMİ: MUHABİR AĞI, EDİTÖR FİLTRESİ VE YAYIN ONAYI!

Konvansiyonel medya yayına alacağı bir haberi ya da görüntüyü teyit, denge ve etik süzgeçlerden geçiriyor. Konvansiyonel medya sosyal medya platformlarının aksine yanlış haber ve olumsuz içeriklere karşı muhabir ağı, editör filtresi ve yayın onayı gibi süreçlere önem veriyor.

Küresel dijital platformların esnek veya yetersiz kalan denetim mekanizmaları karşısında yerli televizyon kanallarının yayın ilkeleri, uzman kadroları ve hukuki sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, onları dijital alandaki bilgi kirliliği ve suç unsuru içeren tehditlere karşı koruyucu bir kalkan haline getiriyor.

Sektör temsilcileri RTÜK'e net bir çağrıda bulunuyor: Toplumu bilgilendiren ve aile yapısını koruyan yerli kanallara ağır idari cezalar uygulamak yerine, dijital platformlardaki kuralsızlık, denetimsiz içerikler ve haksız reklam rekabetine karşı acilen somut adımlar atılmalı. Küresel dijital devlerin her türlü denetimden uzak biçimde hareket ettiği bir piyasada, tüm yükün yerli ve milli yayıncıların sırtına yüklenmesi hem sektörel eşitliği bozmakta hem de Türk yayıncılık sektörünün geleceğini doğrudan tehdit ediyor.

YERLİ YAYINCI İSTİHDAM SAĞLIYOR, STÜDYO KURUYOR, VERGİ ÖDÜYOR

Geleneksel televizyon yayıncıları yalnızca içerik üretmekle kalmıyor; gazeteciden kameramana, teknik ekipten editöre kadar geniş bir istihdam alanı oluşturuyor. Büyük stüdyo yatırımları yapan, Türkiye'de vergi ve diğer mali yükümlülükleri bulunan yayıncılar aynı zamanda yayıncılık mevzuatından kaynaklanan çok sayıda sorumluluğu da üstleniyor.

YouTube ise Türkiye'de temsilcilik ve vergilendirme bakımından çeşitli yükümlülüklere tabi olsa da, platformun işleyişi geleneksel televizyon yayıncılığından farklı bir hukuki ve ekonomik zeminde ilerliyor.

İki yayıncılık modeli arasındaki farkın en somut örneklerinden biri de kamu spotları. Geleneksel televizyon yayıncıları mevzuat kapsamında belirli kamu spotlarını yayınlamakla yükümlü olabilirken, YouTube'un platform olarak aynı geleneksel yayıncılık yükümlülüklerine tabi olmaması dikkat çekiyor.

Bu durum, kamu hizmeti niteliği taşıyan yayıncılık faaliyetlerinin yükünün neden büyük ölçüde geleneksel yayıncıların üzerinde kaldığı sorusunu gündeme getiriyor.

Dijital platformların reklam ve içerik denetim mekanizmaları da geleneksel medyaya göre eksik kalıyor. Özellikle kamu görevlileri, ünlüler veya tanınmış kişilerin görsellerinin kullanıldığı sahte yatırım ve dolandırıcılık reklamlarının dijital platformlarda kullanıcıların karşısına çıkabilmesi, platformların reklam denetimi konusundaki sorumluluğunu tartışmaya açıyor.

Geleneksel televizyon yayıncılığında ise yayın öncesi editoryal süreçlerden yayıncı sorumluluğuna kadar uzanan çok katmanlı bir denetim mekanizması bulunuyor.

Televizyon yayıncılığında editör, yapımcı, yayın sorumlusu ve teknik ekip gibi çok sayıda insanın dahil olduğu bir kontrol mekanizması bulunurken, YouTube'un devasa içerik havuzunda denetimin önemli bir bölümü otomatik sistemler ve algoritmalar üzerinden gerçekleştiriliyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri, yerli yayıncıların ağır mali ve hukuki yükümlülüklerle faaliyet gösterdiği bir ortamda küresel dijital platformların daha farklı kurallara tabi olmasının adil rekabet açısından yeniden ele alınması gerektiğini savunuyor.

YERLİ YAYINCI İLE KÜRESEL PLATFORMLAR GERÇEKTEN AYNI ŞARTLARDA MI REKABET EDİYOR?

Dijital platformlar, medya sektöründe yalnızca yayıncılık anlayışını değil, rekabetin kurallarını da değiştirdi. Youtube, Google, Meta ve benzeri küresel teknoloji şirketleri, kullanıcıların haber ve içerik tüketim alışkanlıklarında belirleyici bir konuma gelirken, Türkiye'de içerik üreten yerli medya kuruluşları vergi, istihdam, telif ve içerik üretim maliyetleri gibi çok sayıda yükümlülükle faaliyet gösteriyor. Ortaya çıkan bu tablo, "Yerli yayıncı ile küresel platformlar gerçekten aynı şartlarda mı rekabet ediyor?" sorusunu gündeme getiriyor.

Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan da yerli yayıncı ile küresel platformlar arasındaki bu rekabetsizliğe dikkat çekerek şunları söylüyor:

Bugün Türkiye açısından temel mesele yalnızca dijital platformların denetlenmesi değildir. Asıl mesele, yerli medya kuruluşlarının ayakta kalabileceği, içerik üretiminin sürdürülebileceği ve vatandaşın doğru bilgiye ulaşabileceği adil bir medya düzeninin kurulmasıdır. Ayrıca yerli kullanıcının alışkanlıkları ve rutinleri var. Ayrıca sosyal medya ekosisteminde her birey farklı özellikler taşıyor bu ekosistem içerisinde eğer birey kendisini yalnız hissediyorsa dijital göç yerine mevcut platformlarda kalmayı tercih ediyor bunun bir çok örneğini gördük. Dünyada bu konuda en muhafazakar ülke Almanlar uzun yıllar kendi sosyal medya platformlarına sadık kaldılar

"Küresel dijital platformlar karşısında milli yayıncıların haksız rekabete uğramaması için Türkiye'nin acilen atması gereken adımlar nelerdir?" sorusunu yanıtlayan Levent Eraslan dikkat çeken ifadelere yer veriyor.

Eraslan, "Öncelikle dijital platformlarla geleneksel medya ve yerli dijital yayıncılar arasında kurallar bakımından bir denge oluşturulmalıdır. Yerli yayıncı vergi ödüyor, istihdam sağlıyor, telif ödüyor, içerik üretim maliyetlerini üstleniyor. Küresel platformların Türkiye'deki faaliyetleri de bu sorumluluklardan bağımsız düşünülemez. Türkiye'den milyon dolarlar kazanıp vergiyi İrlanda'da ödüyormuş gibi göstermek elbette büyük bir eşitsizlik yaratmaktadır." sözlerini kullanıyor.

Dijital platformlar Batı'da artık başıboş değil. İngiltere Ofcom aracılığıyla teknoloji şirketlerine ağır sorumluluklar ve yaptırımlar getirirken, Avrupa Birliği sosyal medya devlerini Dijital Hizmetler Yasası ile sıkı denetime tabi tutuyor. Avustralya 16 yaşından küçüklerin sosyal medya kullanımını yasaklarken, İngiltere de benzer bir model için düğmeye bastı. Almanya ise dijital platformları yıllardır özel düzenlemelerle denetliyor. Batı dünyasında yükselen ortak eğilim, dijital medyanın tamamen platformların kendi kurallarına bırakılmaması.

Dijital platformların milyarlarca insanın günlük hayatının merkezine yerleşmesi, devletlerin sosyal medya ve internet şirketlerine yönelik yaklaşımını da değiştirdi. Bir dönem büyük ölçüde kendi kurallarıyla hareket eden teknoloji şirketleri, artık dünyanın önde gelen demokrasilerinde giderek daha kapsamlı kamu denetimiyle karşı karşıya.

İngiltere'den Avrupa Birliği'ne, Almanya'dan Avustralya'ya kadar farklı ülkeler; yasa dışı içeriklerden çocukların korunmasına, yaş doğrulamadan algoritmalara, içeriğin denetlenmesinden platformların şeffaflığına kadar çok sayıda alanda teknoloji şirketlerine yeni yükümlülükler getiriyor.

Üstelik bu süreç yalnızca yeni yasalar çıkarmakla sınırlı değil. Platformlara milyarlarca dolarlık gelirleri üzerinden hesaplanan para cezaları uygulanıyor, soruşturmalar açılıyor ve bazı ülkelerde belirli kullanıcı gruplarının platformlara erişimi doğrudan sınırlandırılıyor.

İngiltere'nin 2023'te kabul ettiği Online Safety Act, sosyal medya şirketleri ve diğer çevrim içi hizmetlere kullanıcıları yasa dışı içeriklerden ve çocukları zararlı içeriklerden koruma konusunda yeni sorumluluklar yükledi.

Reuters'ın Mayıs 2026 tarihli haberine göre, yasa kapsamında İngiltere'nin iletişim düzenleyicisi Ofcom, şirketlerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini denetliyor ve kurallara uymayan platformlara küresel gelirlerinin yüzde 10'una kadar para cezası uygulanabiliyor.

The Guardian da Ofcom'un Online Safety Act kapsamında platformlara yalnızca tavsiyelerde bulunmadığını, belirlenen güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını zorunlu hale getirdiğini ve ağır ihlallerde şirketlerin büyük para cezalarıyla karşı karşıya kalabileceğini aktardı.

Reuters'ın Mayıs 2026'da aktardığına göre Ofcom, TikTok ve YouTube'un çocukların zararlı içeriklere maruz kalmasını önlemek için yeterli adımları atmadığı uyarısında bulundu. Düzenleyici, özellikle çocukların zararlı içeriklerle karşılaşmasında tavsiye algoritmalarının önemli rol oynadığına dikkat çekti.

The Guardian'ın Haziran 2026'da aktardığına göre hükümet, 16 yaşından küçüklerin büyük sosyal medya platformlarına erişimini yasaklamaya yönelik planını açıkladı. Snapchat, TikTok, YouTube, Instagram, X ve Facebook gibi büyük platformların düzenleme kapsamına alınması öngörülüyor. Uygulamanın denetiminde yine Ofcom'un rol üstlenmesi planlanıyor.

Böylece İngiltere'deki model, yalnızca "zararlı içeriği denetleme" noktasından çıkarak kimlerin hangi koşullarda sosyal medya kullanabileceğine ilişkin kurallar belirleme aşamasına da taşınıyor.

Dijital platformların denetiminde ikinci büyük merkez ise Avrupa Birliği.

AB'nin Digital Services Act (DSA) adı verilen düzenlemesi, sosyal medya platformları, arama motorları ve çevrim içi hizmetlere kapsamlı sorumluluklar getiriyor. Associated Press'in aktardığına göre DSA; kullanıcıların yasa dışı veya zararlı içerikleri daha kolay bildirebilmesini, platformların kullanıcıları korumak için daha fazla önlem almasını ve özellikle çocukların hedeflenmesini sınırlayan kuralları içeriyor. Düzenleme Facebook, Instagram, YouTube, Amazon ve diğer büyük platformları da kapsıyor.

AB'nin yaklaşımı yalnızca içeriklerin kaldırılmasıyla sınırlı değil. Platformlardan, sistemlerinin kullanıcılar üzerindeki risklerini değerlendirmeleri ve bu riskleri azaltmak için önlem almaları isteniyor. Kullanıcıların içerik kaldırma kararlarına itiraz edebilmesi ve platformların karar alma süreçlerinde daha şeffaf olması da sistemin önemli parçaları arasında.

AB'nin dijital denetiminin kağıt üzerinde kalmadığını gösteren en önemli unsur ise yaptırımlar. Reuters, Avrupa'daki düzenleyicilerin 2026'da teknoloji şirketlerine yönelik denetimleri ciddi biçimde artırdığını ve Dijital Hizmetler Yasası'nın artık somut yaptırımlarla uygulanmaya başladığını aktardı.

Reuters'a göre Elon Musk'ın X platformu, DSA kapsamındaki ihlalleri nedeniyle 120 milyon avro para cezasına çarptırıldı. Bu, DSA kapsamında verilen ilk büyük yaptırımlardan biri oldu. Associated Press de Aralık 2025'te X'e verilen 120 milyon avroluk cezayı, AB'nin sosyal medya şirketlerine yönelik yeni dijital kurallarının ne kadar ciddi uygulanabileceğinin göstergesi olarak haberleştirdi.

Ancak Brüksel'in son dönemdeki hamleleri yalnızca X ile sınırlı değil. AP'nin Temmuz 2026'da aktardığına göre Avrupa Komisyonu, Facebook ve Instagram'ın kullanıcıları platformlarda daha uzun süre tutmak için kullandığı sonsuz kaydırma ve otomatik oynatma gibi özellikleri de DSA kapsamında incelemeye aldı. Komisyon, Meta'nın bu tasarım özelliklerinin özellikle çocuklar üzerindeki risklerini yeterince değerlendirmediği görüşünde.

Yine AP'nin Temmuz 2026 tarihli haberine göre AB, TikTok'un çocukların gizliliğini yeterince korumadığı sonucuna ulaştı. Komisyon, bazı çocuk hesaplarının yetişkinler tarafından görülebilmesini ve çocukların hesaplarını daha kolay şekilde herkese açık hale getirebilmesini ciddi bir risk olarak değerlendirdi.

Almanya ise Avrupa'daki dijital platform denetiminin daha eski örneklerinden biri. Berlin yönetimi daha 2017'de NetzDG adı verilen düzenlemeyi hayata geçirerek sosyal medya şirketlerinin yasa dışı içeriklere ilişkin sorumluluklarını artırdı.

Reuters, 2019'da Almanya'nın Facebook'a yasa dışı içeriklere yönelik kullanıcı şikayetlerini eksik bildirdiği gerekçesiyle 2 milyon avro para cezası verdiğini aktarmıştı. Söz konusu ceza, Almanya'nın sosyal medya şirketlerini yalnızca içerik konusunda değil, şikayet ve raporlama süreçlerinde de sorumlu tuttuğunu gösteriyordu.

Bugün Almanya'daki sistem Avrupa Birliği'nin DSA çerçevesiyle de birleşmiş durumda. Üstelik Berlin'in dijital denetim alanı artık yalnızca klasik sosyal medya platformlarıyla sınırlı değil.

Reuters'ın Temmuz 2026'da aktardığına göre Almanya'nın medya düzenleyicisi, Google'ın AI Overviews ve Perplexity gibi yapay zeka destekli içerik üretim sistemlerinin Alman medya hukukunun kapsamına girebileceğine hükmetti. Alman makamları, yapay zeka sistemlerinin haber özetleri ve benzeri içerikleri üretmesini, bazı durumlarda yalnızca "arama sonucu gösterme" olarak değil, doğrudan içerik üretimi olarak değerlendiriyor.

Bu gelişme, dijital denetimin gelecekte yalnızca Facebook, Instagram veya X gibi sosyal medya platformlarını değil, yapay zeka sistemlerini de kapsayabileceğini gösteriyor.

Avustralya, 10 Aralık 2025'te 16 yaşından küçüklerin belirli sosyal medya platformlarında hesap sahibi olmasını engelleyen yasayı uygulamaya koydu.

Reuters'ın Ocak 2026'da aktardığına göre, düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonraki ilk ayda platformlar yaklaşık 4,7 milyon 16 yaş altı hesabı devre dışı bıraktı. Meta'nın Facebook, Instagram ve Threads platformlarında yaklaşık 550 bin hesabın kapatıldığı bildirildi.

Üstelik şirketlere yönelik yaptırım da oldukça ağır. Kurallara uymayan platformlar 99 milyon Avustralya dolarına kadar para cezasıyla karşı karşıya kalabiliyor.

Reuters'ın Nisan 2026'da yayımladığı kapsamlı değerlendirmeye göre Avustralya'nın uygulaması, Avrupa'dan ABD'ye kadar birçok ülkede çocukların sosyal medya kullanımına yönelik yeni düzenlemeler için örnek teşkil ediyor.

Dijital platformlara yönelik düzenleme tartışması yalnızca Avrupa ve İngiliz dünyasıyla sınırlı değil.

Reuters/Ipsos'un Ağustos 2026'da yayımlanan anketine göre Amerikalıların yüzde 61'i sosyal medya şirketleri üzerindeki devlet denetiminin artırılmasını destekliyor. Ankete katılanların yüzde 66'sı ise 16 yaş altındaki çocukları korumak için yaş doğrulama sistemlerinin zorunlu hale getirilmesini destekliyor. ABD Kongresi'nde de gençlerin sosyal medya kullanımına ilişkin düzenlemeler yapılıyor. Reuters'ın aktardığına göre Temsilciler Meclisi çocukların çevrim içi güvenliğini artırmayı amaçlayan Kids and Internet and Dijital Safety Act'i 267'ye karşı 117 oyla kabul etti.

Böylece dijital platformların denetlenmesi tartışması artık yalnızca Avrupa'nın gündemi olmaktan çıkıyor.

İngiltere, Avrupa Birliği, Almanya, Avustralya ve ABD'nin yaklaşımlarının ortak noktası dijital platformların artık tamamen kendi kurallarına bırakılmıyor olması.

Devletler; yasa dışı içerik, çocukların korunması, algoritmik riskler, yaş doğrulama, reklamlar, içerik denetimi ve kullanıcı güvenliği gibi alanlarda teknoloji şirketlerine giderek daha fazla sorumluluk yüklüyor.

Üstelik bu sorumluluklar yalnızca tavsiye niteliğinde değil. Şirketler para cezalarıyla karşılaşıyor, soruşturmalar geçiriyor ve bazı durumlarda hizmetlerinin nasıl çalışacağına ilişkin doğrudan değişiklik yapmaya zorlanıyor.

Bu haberi paylaş
İlgili Haberler
Link kopyalandı!