Lüks saatin üzerinde havyar yemekle başlayan gösteriş akımı, sadece sosyal medyanın yeni trendi değil. Psikoterapist ve Aile Danışmanı Haydar Alper Eser'e göre bu içerikler; gençleri borçlanmaya, özentiye, toksik rekabete ve "sahte statü" peşinde koşmaya sürüklüyor. Peki, ekranlarda izlediğimiz lüks gösterileri toplumda nasıl bir iz bırakıyor?
Psikoterapist & Aile Danışmanı Haydar Alper Eser, sosyal medyada lüks yaşamın sürekli sergilenmesinin toplumun tüketim alışkanlıklarını etkilemesi hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Haydar Alper Eser konuya ilişkin konuşarak, "Özellikle sosyal medya etkisiyle tüketim alışkanlıklarımız hakkında "söz sahibi" olmuyoruz artık. Birileri bize "bu şey alınmalıdır" diyor ve bizler de peşinden koşarak o şeyleri alıyoruz. Çünkü göz önünde olmanın ve konuşulmanın yolu böyle şeylerden geçiyor gibi bir kültür yaratılıyor. Başka varoluşları örnek aldığımız için kendi varoluşumuz yetmiyor bu örnek almalara. Ortaya nur topu gibi "Eksiklik Duygusu" ve "Sosyal Kıyaslanma" çıkıyor. Bundan kurtulmanın yolunu da çoktan tükenmiş dopamin reseptörlerimizi harekete geçireceğini düşündüğümüz ve bizi heyecanlandıran şeylerde arıyoruz." İfadelerini kullandı.
Bu içeriklerin uzun vadede toplumsal değerler ve başarı algısı üzerinde olumsuz etkileri olduğundan bahseden Eser, "Sosyal medyada lüksün daimi sergilenmesi, toplumun başarıyı sadece para ve güçle tanımlamasına yol açabilir. Bunun bir pop-kültür halini aldığı yerlerde de emeğin, alın terinin, çalışmanın kıymeti kalmaz artık. Toplumsal bağlar kopmuştur ve paraya, lükse giden her yol artık mubah hale gelmiştir. Başarı algısı artık "Sahte Statü" ile dönüşüm yaşar.." dedi.
Lüks saat üzerinde havyar yeme gibi gösteriş odaklı akımlar son dönemde gündeme oturmuştu. Bu tür akımların arkasında 'Nasıl bir psikoloji yatıyor?' sorusu ise merak konusu olmaya devam ederken, konu hakkında görüşlerini paylaşan Eser, "Kişi özünü unutmuş ve varoluşu büyütüp kendini tek bir tanımla dışa yansıtmaya çalışıyordur artık. Herkes tarafından alınan psikolojik onay ve kabul, statüsünü gösterme uğraşı ve neticede "kurallardan muaf olup özgürlüğü hissetme" yanılgısı yatar. Buna benzer akımlar zaman zaman gündem oluyordur zaten. Gerekirse borca girip o markayı giymeye, takmaya devam etmek ya da elindeki karton bardakta o logo görünsün diye son derece berbat bir kahveyi içmek için yolunu uzatmak da bunların en masumlarıdır belki." Dedi.
Bu tür içeriklerin özellikle gençlerde yetersizlik, özenti veya rekabet duygusunu artırıyor olması hakkında konuşan Haydar Alper Eser, "Gençler ve genç yetişkinler kendi kimliklerini tam anlamıyla geliştirememiş ve dış dünyadan bu kimlik gelişimi için adeta örnek seçmeye çalışır haldedirler. Gördükleri bu örnekler ile rol karmaşası yaşayabilir, kendi standartları üzerindeki insanların hayatlarını taklit etmeye, o hayata ulaşmak için kire ve suça bulaşmaya çalışabilirler. Kendilerini "Yetersiz ve Kusurlu" bulabilirler. Borçlanma, sahte eşyalar kullanma, o eşyalar üzerinden orta lüks bir tüketim yaratmaya gidebilirler. Burada önemli olan şey niyettir. Son olarak bahsedilen rekabet duygusunu ele alacağım. Bu öyle sağlıklı bir rekabet değil de aksine toksik yani zehirli bir rekabettir. Bireyin kendi kendini öğütmesine varabilir. Dijital anlamdaki statü ve güç için "Beğeni ve Yorum Yarışları" yapabilirler. Buna yetemeyen ve ulaşmakta zorlananlara da hem dijital hem fiili şekilde "Akran Zorbalığı" uygulayabilirler." Şeklinde konuştu.