Türkiye'den Kuzey Ege ve Doğu Akdeniz'de iki yeni milli deniz parkı ilanı geldi. Cumhurbaşkanı kararıyla hayata geçirilen düzenleme, Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Türkiye'nin bu adımının ardından Yunanistan'dan da milli park ilanlarına ilişkin tepki geldi. Peki, Türkiye'nin ilan ettiği milli deniz parkları ne anlama geliyor? Konuyu Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi Müdürü Mustafa Başkara değerlendirdi.
Başkara, Türkiye'nin attığı adımın denizlerin korunması açısından önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:
"Denizlerin korunması anlamında Türkiye'nin atmış olduğu önemli bir adım anlamına geliyor. Neticede bugün baktığımızda Ege Denizi, Akdeniz, Türkiye'yi çevreleyen denizler ve Türkiye'nin Anadolu coğrafyası zengin biyoçeşitlilik ve ekosistemleri içinde barındıran başlı başına sadece Türkiye ve çevresi Avrupa kıtasının tamamından daha zengin bir biyoçeşitliliği barındırdığı için bunun korunması anlamında bir sorumluluğumuz var."
Başkara, Türkiye'nin deniz mekansal planlama haritasının önemine dikkat çekti:
"Burada gördüğümüz haritayı da ben kısaca bahsedeyim. Neticede bu Türkiye deniz mekansal planlama haritası Türkiye'nin Mavi Vatanı neresidir dediğinizde bu harita bunu ortaya koyuyor. Karadeniz'den Ege Denizi'ne, Marmara Denizi'nden Akdeniz'e Mavi Vatan'daki tüm teknik faaliyetler, sektörel faaliyetler bu haritanın içerisinde var. Karasuları dahilinde ve ötesinde."
Başkara, söz konusu alanın toplam 21 bin 700 kilometrekarelik bir bölgeyi kapsadığını belirtti.
Başkara, daha önce özel çevre koruma bölgesi olarak çalışmalar yürütülen Finike Denizaltı Dağları Bölgesi'ne ilişkin de şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu bakımdan önem arz ediyor. Bu mavi alanın tamamı toplamda 21.700 kilometrekarelik alanı kapsıyor. Finike Denizaltı Dağları Bölgesi dediğimiz yani denizin altında da özel çevre koruma bölgesi anlamında değerler atfedilen yerlerle ilgili Çevre Bakanlığımızın çalışmaları vardı. Şimdi ülkemiz yapılan çalışmalarla buranın daha da genişletilerek bir deniz milli parkı statüsüne kavuşturulmasına vesile oldu."
Başkara, bu bölgelerde deniz memelileri açısından zengin bir çeşitlilik bulunduğunu söyledi:
"Bunun sebebi nedir? Çünkü bu bölgede deniz memelileriyle ilgili zengin bir çeşitlilik var. Bu bugün ilan edilen iki yeni deniz milli parkıyla Türkiye'deki milli park sayısı 50'den 52'ye çıktı. Bunlardan altı tanesi zaten denize kıyısı olan yerlerdeydi. İki tane daha yeni eklendi. Bahsettiğimiz özel çevre koruma bölgesi ise 21 tane halihazırda aktif devam eden özel çevre koruma bölgeleri ve bunlar da devam ediyor."
Kuzey Ege Deniz Milli Parkı'nın da önemli doğal değerlere sahip olduğunu belirten Başkara, özellikle Akdeniz foklarına dikkat çekti:
"Türkiye açısından bakıldığında çok önemli bir değerimiz olan Akdeniz foklarının üreme, yaşama ve beslenme bölgeleri buralarda. Yani aslında bu sarıyla taralı olan alanın tamamı doğal bir mağara niteliği taşıyor. Deniz memelileri ve deniz canlıları için."
Başkara, Gökçeada çevresindeki deniz çayırlarının da korunmasının önemine vurgu yaptı:
"Ayrıca Gökçeada'nın etrafında bu bölgenin tamamında Posidonia oceanica dediğimiz deniz çayırları var ki bunlar okyanusların nefes kaynağı ve bunların korunmasına da ihtiyacımız var. Bu bakımdan aslında bu alanların tamamı Türkiye'nin özel bir hassasiyetle koruması noktasında atmış olduğu adımın bir sonucu."
Yunanistan'ın milli park ilanlarına karşı Türkiye'nin adımı mı?
Yunanistan'ın geçtiğimiz günlerde İyon Denizi ve Ege tarafında milli park ilanı yönünde attığı adımlar da gündeme geldi. Türkiye'nin bu kararının Yunanistan'ın adımına karşı bir hamle olup olmadığı sorusuna Başkara şu yanıtı verdi:
"Geçmişten beridir zaten biz bu haritadaki her bir alanla alakalı yıllara sarih çalışmalarımızı yansıtmaktaydık. Geçen sene zaten 2 Ağustos'ta bu iki koruma alanı Kuzey Ege deniz koruma alanı ve burada da Kaş, Fethiye deniz koruma alanı adıyla yani koruma alanı olarak işlenmişti. Şimdi statüsü Cumhurbaşkanı kararıyla deniz milli parkı olarak belirlendi ve haritada bu haliyle yerini almış oldu."
Başkara, Yunanistan'ın söz konusu adımlarının hukuki açıdan sonuç doğurmadığını savundu.
Türkiye'nin çevrenin korunması konusunda Yunanistan'la işbirliğine açık olduğunu belirten Başkara, 2023 Aralık ayında imzalanan Atina Bildirgesi'ne de dikkat çekti:
"Bu açıdan bakıldığında aslında Türkiye o iki açıklamada da Yunanistan'ı 2023 Aralık'ta imzalanan iyi dostluk ilişkileri Atina Bildirgesi'ne de atıfla gelin çevrenin korunması noktasında Ege Denizi'nde birlikte hareket edelim şeklinde bir açıklamamız var Dışişleri Bakanlığımızın."
Başkara, Türkiye'nin deniz çevresinin korunması konusunda Yunanistan'a işbirliği çağrısını sürdürdüğünü söyledi:
"Aslında Türkiye deniz çevresinin korunması, sürdürülebilir kullanımı, bu alanlardaki biyoçeşitlilik ve ekosistemle ilgili hassasiyetler konusunda Yunanistan'a her fırsatta gerekli davette bulunuyor ve işbirliğini odaklıyor."
Uluslararası teamül hukukuna da değinen Başkara, yarı kapalı ve kapalı denizlerde kıyıdaş devletlerin işbirliği yapması gerektiğini belirtti:
"Uluslararası teamül hukuku da aslında yarı kapalı kapalı denizlerde kıyıdaş devletlerin işbirliğiyle deniz çevresi konusunda hareket etmesini öneriyor."
Başkara, Türkiye'nin milli deniz parkı ilanlarının Yunanistan'ın adımlarına karşı verilmiş bir yanıt olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti:
"Ama maalesef burada tek taraflı hareket eden bir anlayış var ve bu tek taraflı hareket eden anlayışın yapmış olduğu gayri hukuki meseleler bizim açımızdan da, dünyada da hukuki sonuç doğurmayacaktır, doğurmuyor da. Türkiye'nin yaptığı bu çalışmalar burada yapılanlara bir cevap niteliğinde değildir. Çünkü Türkiye zaten bu alanda sözü söyleyen noktadadır."
Başkara, söz konusu adımların yalnızca Türkiye açısından değil, bölge ve küresel deniz ekosistemlerinin korunması açısından da önemli olduğunu vurguladı:
"O bakımdan da atılan adımlar ülkemiz için, bölgemiz için ve dünyadaki tüm deniz canlıları ve deniz ekosistemlerinin korunması için oldukça önemli adımlardır."