Günün Önemli Haberleri SON DAKİKA! AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman: Özgür Özel haddini bilmeli 11.10.2026 - 15:13 Son Güncelleme 11.10.2026 - 16:06 Paylaş Son dakika haberine göre; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, CNN Türk'te, fon soruşturmasındaki son duruma ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel'in iddialarına sert tepki gösteren Yayman, "Özel haddini bilmeli" dedi. Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun. Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun. Reklam Reklam Reklam Reklam Yayman'ın CNN Türk yayınında yaptığı açıklamalar şöyle; "ÖZGÜR ÖZEL HADDİNİ BİLMELİ"
Öncelikle bizi izleyen tüm vatandaşlarımıza iyi bir hafta sonu dilerim. Sağlıklı, mutlu pazar günleri dilerim. Gönül isterdi ki bugün pazar günü biraz daha kültürü, sanatı, yaşamı konuşalım ve daha farklı konuları değerlendirelim. Ama Türkiye'de biz siyaseti konuşmaya devam ediyoruz. Çünkü maalesef ama maalesef Türkiye'de siyaset, çamur at izi kalsın anlayışıyla, büyük bir yalan siyasetiyle, yalan rüzgarıyla, büyük bir dezenformasyon kampanyasıyla, büyük bir algı operasyonuyla yapılmaya devam ediyor.
Sayın Ömer Çelik'in sözlerinin üstüne ben söz söyleyecek değilim. Sayın Ömer Çelik Bey çok tecrübeli bir devlet adamı ve siyasetçi. Sayın Özgür Özel'e de bence çok nazik bir biçimde cevaplarını verdi. Sayın Özgür Özel'in durumu şudur. Bir siyasi dolandırıcı, bir siyasi zübük çıkmış Cumhurbaşkanımıza söz söylüyor. Ya sen kimsin? Bak, net olarak söylüyorum. Sen kimsin? Senin ne haddine Cumhurbaşkanımızın ismini ağzına almak? Sen git, para kuleleriyle satın aldığın Cumhuriyet Halk Partisi kurultayının hesabını ver. Sen git, belediyeleri nasıl peşkeş çektiğini ve hangi karanlık organizasyonların içinde olduğunun hesabını kendi partililerine ver.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan bizim kırmızı çizgimizdir. Milletimizin kırmızı çizgisidir. Cumhurbaşkanımız hakkında kim hadsiz bir laf söylerse misliyle cevabını alır. Biz de veririz. Gönül ister ki biz böyle konuşmayalım. Sayın Özgür Özel kendi resmine bir aynada baksın. Ne söylemiş, ne yapmış, nereden nereye gelmiş? Dolayısıyla burada Sayın Cumhurbaşkanımızın tavrı nettir.
Şunu söyleyeyim. Büyükler der ki akıl kıt olunca, akıl az olunca dil ve üslup çirkin olurmuş. Sayın Özgür Özel'in durumu tam bu. Aklı yok. Siyasi zekâsı yok ve dolayısıyla tek siyaseti, tek icraatı Cumhurbaşkanımıza hakaret etmek, AK Parti'ye saldırmak. Bunun üzerinden bir siyaset yaptığını düşünüyorum. Hâlbuki siyaset böyle bir şey değil. Siyaset, icraatları konuşmaktır. Siyaset, projeyi konuşmaktır. Siyaset, sokağın gündemini konuşmaktır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi ve Yeni Parti, son 25 yılda sadece AK Parti düşmanlığı, Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapmak suretiyle bunu siyaset olarak görüyorlar. Biz bu duruma üzülüyoruz. Yani bizim rakibimiz olarak Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Yeni Parti'nin bu durumda olmasından üzülüyoruz. İsteriz ki daha güçlü bir muhalefet olsun. Hani Cumhurbaşkanımız söylüyor ya, biz 25 yılda çok büyük hizmetler yaptık. O icraatları anlatacak değilim. Ama Türkiye'deki en büyük eksik, bir muhalefet sorunu var. Ve muhalefet sorunu artık bir millî güvenlik sorununa dönüşmüş durumda.
Tekrar söylüyorum. Özgür Özel, sen kimsin? Haddini bil. Hadsizlik yapma. Tayyip Erdoğan'a laf söylemek senin haddinde de değil, anlayışında da değil. Sen git para kuleleriyle uğraş. Gece yarısı farklı görüntüler veren insanlarınla ilgili bir öz eleştiri ver. Ya, çok ayan beyan ortada. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı'nın ifadeleri var. Buna ilişkin bir açıklaması var mı? Uşak Belediye Başkanı'nın Sayın Özel'le ilgili açıklamaları var. Buna ilişkin bir değerlendirmesi var mı? Yok. Sayın Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal Hanımefendi'nin Özgür Özel ile ilgili söyledikleri var. Gece yarısı atılan mesajlar var. Bunlar ortadayken dünya lideri, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın lideri olan, Türkiye'nin markası değil, dünyanın markası olan Recep Tayyip Erdoğan'a söz söylemek senin haddine değil, senin yaklaşımın değil. Sen git başka işlerle uğraş.
Bakın, en sonundan başlayayım. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sorunlu olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatından sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep bir kriz sebebidir. Ya darbe olmuştur ya darbeye vesile olmuştur ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep problemlidir. Şimdi tekrar Türkiye seçim atmosferine giriyor ve dolayısıyla Tayyip Erdoğan'ın önünü kesmek, Tayyip Erdoğan'ın adaylığını engellemek için her şeyi yapıyorlar. Bu burada dursun. Esas mesele, Tayyip Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanımızın adaylığını engellemektir. Burada bir siyasi obstrüksiyon vardır. Siyasi engelleme vardır.
Şimdi biz AK Parti'yiz. Allah'a çok şükür ki tarihin doğru tarafındayız. AK Parti ile ilgili, siyaseti ile ilgili herkesin tavrı nettir. Hiç kimse AK Parti'den büyük değildir. Hiç kimse Türkiye'den büyük değildir. Hiç kimse Recep Tayyip Erdoğan'dan büyük değildir. Dolayısıyla bu konuda bizim duruşumuz nettir. Bizim tavrımız nettir. Nefsine yenik düşen, hatanın içinde olan veya farklı tavırlar içerisine giren, bu fon meselesi olur, başka bir mesele olur. AK Parti'nin bu konulardaki siyasi sicili ana sütü gibi aktır. Çünkü AK Parti 25 yıldır iktidardadır. Eğer majör bir problem olsaydı zaten milletimiz, 86 milyon, AK Parti'yi tekrar iktidara getirmezdi.
Siyasi krizlerle nasıl mücadele ettik biz? Bakın, ben deprem bölgesinin bir milletvekiliyim. Deprem bölgesinin çocuğuyum. 11 ilde 14 milyon insanı etkileyen bir deprem oldu. Ve muhalefet şunu söyledi. O günkü CHP, “Deprem oldu, Tayyip Erdoğan bunun altında kalacak. Altından kalkamayacak.” dediler. Bugün geldiğimiz noktada Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm deprem bölgesinde 455 bin konutu yaptık ve teslim ettik. Deprem, Cumhurbaşkanımızı Allah'a çok şükür yıkamadı ve yeniden Türkiye'yi ayağa kaldırdı. Hemen sonrasında, öncesinde 15 Temmuz hain FETÖ'cü darbe girişimi oldu. Tanklar hareket etti. F-16'lar uçtu ve Cumhurbaşkanımıza saldırdılar. Türkiye'ye darbe yaptılar. Türkiye'yi bir iç savaşa sürüklemek istiyorlardı. Ama milletimiz Tayyip Erdoğan'a sahip çıktı ve Cumhurbaşkanımız bu krizi de güçlenerek atlattı. Ne yaptı? Millete gitti. Pandemi salgını oldu. Tüm dünyada üretim bantları durdu. Lojistik zincirleri durdu. Ama buna rağmen biz aldığımız tedbirlerle pandemiyi başarıyla yendik. Onun öncesinde Gezi Parkı olayları oldu. Olaylar birkaç çevre hassasiyetiyle başladı ama hükümeti devirme operasyonuna, kumpasına dönüştü. Bununla biz mücadele ettik. Parti kapatma davası açıldı. Biz parti kapatma davasını savuşturarak, parti kapatma meselesinde hukukun, yasaların, ahlakın çerçevesinde durarak... Halbuki biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi'nde 5'e 4 kararı çıktı. Normal şartlar altında AK Parti'nin kapatılması kararı çıktı. Ama nitelikli çoğunluk arandığı için AK Parti kapatılamadı. 27 Nisan e-muhtırası oldu. Bu darbe muhtırasına karşı Cumhurbaşkanımız çıktı, demokrasi manifestosuyla cevap verdi. Yine 367 krizi oldu. Ve yine Türkiye'de Ayışığı, Balyoz ve pek çok darbe teşebbüsleri oldu. Dolayısıyla hafıza çok önemlidir, bellek çok önemlidir. AK Parti'nin 25 yıllık hafızası, krizlerle büyüyerek bu noktaya gelmiştir. Biz hep tarihin doğru tarafında yer aldık.
Bugün de tarihin doğru tarafındayız. Sadece fon meselesinde değil, Terörsüz Türkiye meselesinde de tarihin doğru tarafındayız. Rusya-Ukrayna Savaşı'nda da tarihin doğru tarafındayız. Emeklilerin sorununu çözme meselesinde de, dar gelirlilerin sorununu çözme meselesinde de, Türkiye'nin ekonomik olarak çağ atlamasını sağlama meselesinde de, Türkiye'de temel hak ve hürriyetler ve reformlar meselesinde de biz tarihin doğru tarafındayız. Hatamız varsa düzeltiriz. Eksiğimiz varsa düzeltiriz. Biz muhafazakâr siyasetin içerisinde, süreklilik içinde değişimi savunan, gelişim içerisinde değişimi birlikte yöneten bir partiyiz. Bizim partimizde kendini vazgeçilmez sanan insanlar vardı. En önemli görevlere geldiler. Sonra Cumhurbaşkanımızı beğenmediler, gittiler parti kurdular. Onların tabela partisi olmanın ötesine gidemediler. Dolayısıyla biz krizleri milletimizle, demokratik sistem içerisinde ve demokrasiyi güçlendirerek aşmış bir hareketiz. Dolayısıyla buradaki temel mesele, Cumhurbaşkanımızın adaylığına engel olmaktır. Cumhurbaşkanımızın önünü kesmeye çalışmaktır. Dün olduğu gibi bugün de biz buna müsaade etmeyeceğiz. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan bizim kırmızı çizgimizdir.
Bakın efendim, şimdi burada geçmişe çok gitmeye gerek yok. Cumhurbaşkanımız çok yakın sürede Birleşmiş Milletler zirvesine katıldı. Birleşmiş Milletler zirvesinde dünya liderleri en çok kimle görüşmek istedi? Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmek istedi. Başkan Trump'tan pek çok dünya lideri, Cumhurbaşkanımızla birkaç dakika dahi olsa görüşmek için randevu talep etti. Onunla beraber fotoğraf vermek onlar için çok büyük. Şimdi daha önce NATO zirvesi oldu ve burada da yine Türkiye merkezdeydi. Şimdi Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler kürsüsünden tüm dünyaya, tüm dünyanın gözünün içine bakarak neyi söyledi? Dedi ki, “Daha adil bir dünya mümkündür.” Bu Birleşmiş Milletler sistemi tüm dünyanın barışını dinamitlemektedir. “Dünya beşten büyüktür.” İsrail, Siyonizm, Yahudi Siyonizmi bölgemizi ateş topuna çevirmek istemektedir. “Netanyahu katildir.” dedi. Dolayısıyla şimdi Netanyahu'nun en çok demeç verdiği ülke kim? Türkiye. En çok aleyhine konuştuğu lider kim? Recep Tayyip Erdoğan. Demek ki İsrail, Türkiye'nin büyümesini, Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde çağ atlamasını istemiyor. Bu çok net.
Onun dışında, diğer taraftan bölgemizde Türkiye ile ilgili hesabı olan insanlar, Türkiye ile ilgili bir planı olan insanlar, Türkiye'nin büyümesinden, gelişmesinden, kendi ayakları üstünde küresel bir güç hâline gelmesinden rahatsız olan ülkeler var. Bunlardan bir tanesi işte İsrail, bir tanesi Yunanistan. Diğerlerini saymamıza gerek yok. Ama zaten vatandaşlarımız çok arif insanlardır, bunları biliyorlar. Ama şu eşkal çok net. İsrail ve Yunanistan, Türkiye'nin kendi bölgesinde bir güç olmasını ve Türkiye'nin merkez ülke olmasını hazmedememektedir. Hâlbuki Türkiye'nin tavrı nettir. Türkiye'nin hiç kimsenin toprağında gözü yoktur. Türkiye her zaman barışı savunmaktadır. Bölgesel iş birliğini savunmaktadır ve bölgesel refahı, kalkınmayı savunmaktadır. Dolayısıyla burada Türkiye karşıtları bugün yoktur, dün de vardır. Mesele Tayyip Erdoğan meselesi değildir. Mesele büyüyen, gelişen Türkiye meselesidir. Türkiye'nin bölgede düzen koyan ülke hâline gelmesini istememektedirler. Aynı senaryolar rahmetli Erbakan Hoca'ya yapılmıştır. Aynı senaryolar rahmetli Turgut Özal'a yapılmıştır. Aynı kumpaslar rahmetli Adnan Menderes'e yapılmıştır. Dolayısıyla biz, tecrübeli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak hedefin Türkiye olduğunu, Türkiye'nin kalkınması olduğunu, Türkiye'nin gelişmesi olduğunu çok net biçimde görüyoruz.
Maalesef ama maalesef içimizdeki bir takım iş birlikçiler, gerçek resmi görmeyenler, büyük resmi göremeyenler ve bizim bu söylemimiz karşısında “Hep dış güçlere referans veriyorlar.” diyenler bulunmaktadır. Doğru, dış güçlere referans veriyoruz ama bu bir pratikten kaynaklanmaktadır. Yani Türkiye'deki 6-7 Eylül olayları, 1957'de Demokrat Parti zamanında nasıl olmuştur? Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesine karşı çıkanlar kimlerdir? Türkiye'deki darbeler, bunlar artık açık kaynaklarda çok bilinmektedir. Yani Türkiye'deki her darbe doğrudan dış güçlerin tezgâhıdır. Gladio'nun tezgâhıdır ve Türkiye'nin ileri gitmesine engel olmaktır.
Daha geriye gideyim. Haçlı Seferleri diye tarihte bir olay var. Bu Haçlı Seferleri Portekiz'e mi yapıldı? Haçlı Seferleri Paris'e mi yapıldı? Atina'ya mı yapıldı? Kiev'e mi yapıldı? Moskova'ya mı yapıldı? Ya bin yıl önce de bizim burada varlığımızdan rahatsız olanlar savaşlar düzenlediler ve Türkleri Anadolu'dan atmak istediler. Bu zaman içerisinde daha rafine hâle geldi. Kimi zaman darbeler, kimi zaman ekonomik istikrarsızlık, kimi zaman sağ-sol çatışması, toplumsal istikrarsızlık, kimi zaman mezhep farklılıkları, Alevi-Sünni çatışması tetiklemek istediler. Kahramanmaraş olaylarını, Çorum olaylarını biz saf, masum olaylar olarak görebilir miyiz? Burada Gladio'nun çok net bir tezgâhı olduğunu görüyoruz.
Son tahlilde şunu söyleyeyim. Bugün Cumhurbaşkanımızın adaylığına, Cumhurbaşkanımızın Türkiye'yi büyütme hedefine karşı çıkan insanlar var. Onlar ne derse desin, biz Cumhur İttifakı olarak, Sayın Devlet Bahçeli de önceki gün çok harika bir konuşma yaptı ve orada da bir kez daha söyledi. Hedef, Tayyip Erdoğan'ın adaylığıdır. Mesele burada çok nettir. Bu büyük resmi görmek, sahnenin arkasındakileri, perdenin arkasındakileri ve kuklayı tutanları biz çok iyi biliyoruz. AK Parti olarak da bunlarla dün mücadele ettik. Bugün mücadele ediyoruz. Yarın da mücadele edeceğiz. Milletimiz müsterih olsun, rahat olsun. Her zaman milletin dediği olmuştur. Siyasetçinin sicil amiri millettir. Milletin iradesinin üstünde hiçbir irade yoktur. Rahmetli Adnan Menderes, 14 Mayıs 1950'de “Yeter, söz milletindir.” demiştir. Bugün Cumhurbaşkanımız şunu söylüyor. “Yeter, söz de karar da milletindir.” Milletimiz bizim hakkımızda ne diyorsa başımızın tacıdır. Her zaman biz millet iradesinin üzerinde hiçbir irade tanımayız, bilmeyiz.
Türkiye'de kişi başına düşen millî gelirin 30 bin dolar olmasını, Türkiye'de demokrasinin işlemesini, serbest seçimlerin olmasını, Türkiye'nin 86 milyonunun duygudaşlıkta, kaderdaşlıkta, tarihdaşlıkta ve birinci sınıf vatandaşlık temelinde bir arada olmasını isterler mi? İstemezler. Dün de istemediler. Bugün de istemiyorlar. Yarın da istemeyecekler. Buradaki temel mesele, bizim uyanık olmamız lazım. Türkiye'de biz iç siyasette yarışabiliriz. Zaten Türkiye'de 1950 yılından bu yana insanlar sandık önüne gidiyorlar, oylarını veriyorlar. Şimdi burada, hizmet yarışmazsa, icraat yarışmazsa, vizyon yarışmazsa, hedefler yarışmazsa, vaatler yarışmazsa ne yarışacak? Yalan bilgi, dezenformasyon ve algı operasyonları yarışacak. Ya işte görüyoruz, yani Yeni Parti'nin içine düştüğü durumu bir kez daha söyleyeyim. Özgür Özel yerine beyni yerinde bir yapay zekâ bu partiyi yönetse çok daha başarılı yönetecek.
Fon soruşturmasında Cumhurbaşkanımız ilk günden söylenmesi gereken her şeyi söyledi ve her konuşmasında fon soruşturmasına referans vererek sözlerini daha ileri bir noktaya taşıyarak konuşmaya devam ediyor. Bu mesele millet davasıdır. Biz siyaseti 86 milyon vatandaşımız için yapıyoruz. Millet davasına katkı vermeyenlerle, millet davasına yük olanlarla yolumuzu ayırırız. Buradaki temel mesele budur. Bu çok nettir. Bunu bir kere prensip cümlesi olarak ortaya koymak lazım. İki, burada hatası, eksiği, kusuru olan insanlar varsa bununla ilgili zaten devletin kurumları, kuralları işlemektedir. Türkiye bir çadır devleti değildir. Türkiye'de her şey demokratik sistem içerisinde açık, şeffaf bir biçimde konuşulur, değerlendirilir ve ona uygun olarak kurumlar harekete geçer. Cumhurbaşkanımız ilk günden Devlet Denetleme Kurulunu harekete geçirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz Bey bu konuda dördüncü toplantısını yapmıştır. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Asla ama asla hiç kimseyi mağdur etmeden ve mutlaka doğru ile yanlışı, haklı ile haksızı, kuru ile yaşı birbirinden ayırmak suretiyle ilerleyen süreçlerde bu konular daha netleşecektir. Karanlık sularda, bulanık sularda balık avlamak isteyenler vardır. Bunları biz görüyoruz, görmekteyiz. Ama burada vatandaşlarımız müsterih olsun. Bu işe göz yumanlar dâhil, bu işte gerekli tedbirleri almayanlar dâhil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsız yargısı vardır. Ekonomi ve bürokrasi bu konularda üzerine düşeni yapacaktır. Kimin eksiği, hatası, yanlışı varsa mutlaka ama mutlaka sorumluluğu gereği kendisine geri dönüş yapılacaktır. Ama bu listeler yayınlamakla... İşte yayınladılar. Ben üzülüyorum. Yani bir siyasetçi... Türkiye'yi bunlara mı emanet edeceğiz? Şimdi bir tane isim geçiyor. O isim kimdir? Nerede yaşamaktadır? T. C. numarası nedir? Bunlara bakmıyorsunuz ve Mahinur Hanım'la Ömer Bey'e iftira atıyorsunuz. Ne oldu şimdi? Kim kaybetti? Siyaset güven kaybediyor. Siyaset itibar kaybediyor ve siz yalancı çoban durumuna düşüyorsunuz. Elinizde bir bilgi, belge varsa gidin bağımsız yargıya söyleyin ve deyin ki böyle böyle bir durum var. Bunlarla ilgili işlem yapın, deyin. Ve bunu milletle beraber yapın. Ama şimdi şunu çok net olarak görüyoruz. Kameraları bantlayarak siyaset yapanlar, para kuleleriyle siyaseti satın alanlar, gece operasyonlarıyla siyaseti pavyon kapılarına düşürenler şimdi çıkmışlar Cumhurbaşkanımıza söz söylüyorlar. Ya hadi oradan be! Sen git, önce bir millete öz eleştirini ver. Bu kurultayı nasıl satın aldın? Kimlere para dağıttın? Ortada işte. Yani milletin aklıyla dalga geçmektir bu. Dolayısıyla bu siyasi hadsizliktir. Bu siyasi kumpastır. Bu bir siyasi sahtekârlıktır, suç bastırma olayıdır. Biz bu konularda AK Parti olarak çok netiz. Dün olduğu gibi bugün de tarihin doğru tarafındayız. Tekrar ediyorum. Hiç kimse Türkiye'den büyük değildir. Hiç kimse Recep Tayyip Erdoğan'dan büyük değildir. Hiç kimse AK Parti'den büyük değildir. Dün olduğu gibi bugün de biz gerekeni yaptık, yaparız.
Bu mesele bir siyasi polemik meselesi değildir. Bu mesele bir devlet politikasıdır. Bu mesele gündelik siyasete kurban edilemez. Bu meselede söylenmedik hiçbir söz kalmamıştır. Ve bu noktada Allah'a çok şükür, iki yıldır Terörsüz Türkiye süreci bir yol kazasına uğramadan bu noktaya gelmiştir. Siyaset bilgiyle yapılır. Siyaset doğru bilgiyle yapılır. Şimdi bakın, önce Cumhurbaşkanımızın Ahlat'ta iç cepheyi güçlendirme sözü, daha sonra Sayın Devlet Bahçeli'nin DEM Partililerin elini sıkmasıyla başlayan süreç, Türkiye'de herkesin yüreğine su serpti. Çünkü artık biz şunu söylüyoruz. Analar ağlamasın, Türkiye şehitler vermesin ve Türkiye'nin ayağına pranga olan bu meseleyi Türkiye çözsün yaklaşımı içerisindeyiz. Ve bu meseleye bugün de değil, AK Parti daha iktidara gelmeden önce, 2001 yılında kurulduğunda AK Parti programında bu meseleyi çözeceğini söylemiş. Bakın, 14 Ağustos 2001 tarihinde yayımlanan parti programında bu meseleyi çözeceğini söylemiş ve bununla ilgili komisyon kurulsun denilmiş. Komisyon kuruldu. Komisyonda bu meselede sözü olan insanlar dinlensin denildi. Dinlendi ve gerçekten çok başarılı bir dinleme süreci tamamlandı. Daha sonra bir rapor yazılsın denildi. Çok başarılı bir rapor yazıldı. Herkes altına imza attı. Bir rapor yazıldı ve kabul edildi. Ve bu, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporu, oy birliğiyle, iki çekimser oy vardı ve siyasi temsil düzeyi yüzde 90'dı. Yine bir kanun hazırlansın denildi. O dönemde hep şu söyleniyordu. “Ya silahlar bırakılacak da nereye bırakılacak bu silahlar?” Bir yasa olmalı, bir çerçeve olmalı. Ve yasa çıktı. 467 kabul oyu, aslında Terörsüz Türkiye sürecinin, millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi sürecinin sigortasıdır.
Üç tane sigortası vardır bu sürecin. Bir tanesi Cumhurbaşkanımızdır. Bir tanesi Sayın Devlet Bahçeli'dir. Bir tanesi de Türkiye Büyük Millet Meclisi ve 467 kabul oyudur. Dolayısıyla süreç iki yıldır bir yol kazasına uğramadan, bir devlet politikası olarak buraya gelmiştir. Bu saatten sonra teyit ve tespit mekanizmasının işlemesiyle beraber, Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında, Millî Güvenlik Kurulu'nda “Mağaralar boşaltıldı mı? Evet, boşaltıldı. Silahlar teslim edildi mi? Evet, teslim edildi.” denilmek suretiyle bu süreç ilerleyecektir. Ve burada şunu bir kez daha söyleyeyim. Silahlar sadece elden değil, zihinlerden de bırakılmalıdır. Bu çok önemlidir. Çünkü bu konuda pek çok doğru bilinen yanlışlar vardır ve sürekli bir dezenformasyon yapılmaktadır. Adaya gidildi mi, gelindi mi? Ne oldu, ne bitti? Ne konuşuldu, ne konuşulmadı? Bir gün bunları da uzun konuşabiliriz. Çünkü 24 Kasım 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi heyeti adaya gitmiştir. Buradaki temel mesele silahların teslim edilmesidir. Silahlar sadece elden değil, zihinlerden de bırakılmalıdır ve bu mesele bir kaldıraç gibi kullanılmamalıdır. Çünkü Türkiye'nin hem aklı hem siyasi birikimi artık bu meselenin çözüm anına geldiğimizi ortaya koymuştur. Dolayısıyla inşallah çok yakın zamanda çok daha yeni adımlar atılacaktır ve bu süreçten Türkiye alnının akıyla çıkacaktır.
İşte temel meselelerde son cümlem şu. Şimdi siz İsrail'siniz. Türkiye'nin PKK'nın silah bırakmasını ister misiniz? Ben vatandaşlarımıza bunu soruyorum. Terörün bitmesini ister misiniz? İstemezsiniz. Dolayısıyla asıl hedef Türkiye'dir. Asıl hedef Cumhurbaşkanımızdır. Asıl hedef Terörsüz Türkiye'dir ve Türkiye'nin büyümesi, gelişmesidir. Bunu bir kez daha açıklıkla ifade etmek isterim."