Ümmügülsüm YİĞİT Türkiye'nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS'de 1. güç ünitesinin devreye alınmasına yönelik çalışmalar sürerken, Türkiye'nin nükleer enerji yolculuğunda yeni bir dönem için hazırlıklar da hız kazanıyor. Santralin 1. ünitesinde haziran ayında gerçek yakıt yüklemesinin provası niteliğindeki temsili yakıt yükleme işleminin gerçekleştirilmesi, Akkuyu'da devreye alma sürecinin önemli aşamalarından biri oldu. 2017 senesinde Berat Albayrak'ın "Milli Enerji ve Maden Politikası" yol haritası Türkiye için önemli bir adım oldu. Politikanın en temel üç ekseninde arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa öne çıktı. Berat Albayrak'ın görev süresinde LNG ve FSRU altyapısı, doğal gaz depolama, denizlerde doğal gaz ve petrol aramaları, YEKA modeli ve nükleer enerji hedefleri Türkiye'nin enerjideki bağımsızlığında öncü rol oynadı.
Akkuyu'da ilk elektriğin üretilmesinin yanı sıra Sinop ve Trakya'da planlanan yeni nükleer güç santralleri ile küçük modüler reaktörlere (SMR) yönelik hedefler de Türkiye'nin nükleer enerji politikasında yeni başlıkları gündeme taşıdı. Peki, Akkuyu'nun devreye alınması Türkiye'nin nükleer enerji yolculuğunda ne anlama geliyor? Yeni santral projeleri ve SMR'lar Türkiye'nin enerji sisteminde nasıl bir rol üstlenecek?
İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam, sabah.com.tr'ye Türkiye'nin nükleer enerji yolculuğu, Akkuyu NGS'nin devreye alma süreci, yeni santral projeleri ve SMR hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Erol Kam, Akkuyu NGS'de dört VVER-1200 ünitesinin inşa edildiğini ve toplam kurulu gücün 4 bin 800 MW olacağını söyledi. Türkiye'nin henüz işletmede bir nükleer güç reaktörüne sahip olmadığını hatırlatan Kam, "Türkiye artık nükleer enerjiyi yalnızca konuşan değil, onu devreye almaya hazırlanan bir ülkedir. Bu, yetmiş yıla yaklaşan arayışın en somut aşamasıdır." dedi.
Akkuyu'nun 1. ünitesinde devreye alma testlerinin sürdüğünü belirten Kam, temsili yakıt demetlerinin yüklenmesinin gerçek yakıt yüklemesinin provası olduğunu, gerekli lisans ve izinlerin ardından fiziksel devreye alma, ilk kritiklik, güç yükseltme testleri ve şebeke senkronizasyonunun geleceğini aktardı.
Sinop ve Trakya'da planlanan projelerin hayata geçmesi halinde Türkiye'nin elektrik sisteminin daha dengeli ve dirençli hale gelebileceğini söyleyen Kam, uzun vadeli vizyonda Akkuyu ile birlikte toplam 12 büyük konvansiyonel reaktöre ulaşılmasının hedeflendiğini belirtti. Sinop sahasının önemli bir lisanslama aşamasını geçtiğini, Trakya'da Kırklareli-İğneada bölgesindeki saha çalışmalarının sürdüğünü aktaran Kam, nükleer enerjinin rüzgar ve güneşin alternatifi değil, onları tamamlayan kararlı bir üretim gücü olması gerektiğini vurguladı.
Nükleer enerjinin enerji arz güvenliğine güçlü katkı sağladığını belirten Kam, modern nükleer santrallerin çoğu zaman yüzde 90'ın üzerinde kapasite faktörlerine ulaşabildiğini ve uzun yakıt çevrimleri sayesinde aylarca kesintisiz üretim yapabildiğini söyledi. Nükleer yakıtın yüksek enerji yoğunluğuna sahip olduğunu aktaran Kam, uzun dönemli yakıt planlaması ve stoklamanın farklı bir tedarik güvenliği sağladığını ifade etti.
Yakıt üretimi, zenginleştirme, yedek parça ve bakım zincirlerinde dış bağımlılıkların tamamen ortadan kalkmadığını da belirten Kam, "Arz güvenliği, tek bir kaynağa bağımlı olmamak ve kriz anında sistemi ayakta tutacak seçeneklere sahip olmaktır." dedi.
SMR'ların büyük reaktörlerin alternatifi değil, doğru koşullarda onları tamamlayabilecek yeni bir nükleer seçenek olduğunu söyleyen Kam, daha küçük ünite gücü ve kademeli yatırım imkanının küçük şebekeler ve sanayi bölgeleri açısından avantaj sağlayabileceğini belirtti. SMR'ların otomatik olarak ucuz veya hızlı kurulabilen bir teknoloji olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erol Kam, yatırım maliyetleri, lisanslama, seri üretim ölçeği, yakıt tedariki, atık yönetimi ve tedarik zincirinin kritik başlıklar olduğunu söyledi. "SMR'ların vaadi küçüklüklerinde değil, standartlaşarak çoğaltılabilmelerinde yatıyor." dedi.
Türkiye'nin 2050 vizyonunda 12 büyük reaktöre ilave olarak 5 bin megavat SMR kapasitesi hedeflendiğini belirten Kam, bu kapasitenin proses ısısı, hidrojen üretimi, bölgesel ısıtma ve deniz suyunun arıtılması gibi alanlarda da kullanılabileceğini söyledi. "Nükleer enerjinin ikinci büyük dönemi yalnızca elektrikte değil, ısıda, suda ve sanayide yaşanabilir." diyen Kam, SMR yatırımlarının sanayinin karbonsuzlaşması için yeni bir altyapı seçeneği oluşturabileceğini belirtti.
Türkiye açısından SMR'ların en gerçekçi kullanım alanı, yüksek ve sürekli enerji tüketen sanayi kümeleridir. Demir-çelik, kimya, rafineri, veri merkezleri ve büyük organize sanayi bölgeleri bu açıdan öne çıkar. Elektriğin yanında uygun tasarımlarda proses ısısı sağlanması, fosil yakıt tüketiminin azaltılmasına yardımcı olur.
Akkuyu'nun Türkiye açısından yalnızca elektrik üretimi anlamına gelmediğini belirten Kam, proje kapsamında çok sayıda Türk firmasının tedarik zincirine dahil olduğunu ve önemli bir insan kaynağının nükleer alanda yetiştiğini söyledi. Akkuyu'nun Türkiye'ye reaktör işletmeciliği, nükleer güvenlik kültürü ve proje yönetimi açısından deneyim kazandırdığını aktaran Kam, bu birikimin sonraki projelere aktarılmasının önemine dikkat çekti.
Türkiye'nin nükleer enerjide uzun vadeli hedefleri açısından yerli kapasitenin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Kam, tasarım, malzeme, kontrol sistemleri, imalat ve sertifikasyon gibi alanlarda yetkinlik kazanılmasının önem taşıdığını dile getirdi. Bu kapasitenin yalnızca yeni santrallerin kurulmasına değil, Türkiye'nin nükleer teknolojide daha güçlü bir konuma gelmesine de katkı sağlayabileceğini belirtti.
BERAT ALBAYRAK DÖNEMİNDE ATILAN ADIMLAR, NÜKLEER GELECEĞİN ZEMİNİNİ GÜÇLENDİRDİ
2017'de açıklanan Milli Enerji ve Maden Politikası'nın Türkiye'nin enerji politikasında önemli bir yön tayin ettiğini belirten Kam, politikanın üç temel ekseninin arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa olduğunu söyledi. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'ın görev süresinde bu çerçevenin LNG ve FSRU altyapısı, doğal gaz depolama, denizlerde doğal gaz ve petrol aramaları, YEKA modeli ve nükleer enerji hedefleriyle birlikte ele alındığını kaydetti.
Akkuyu projesinin hükümetler arası anlaşmasının 2010'da imzalandığını hatırlatan Kam, 2017'deki politikanın enerji bağımlılığını yalnızca ithalat faturası olarak değil, milli güvenlik ve sanayi politikası meselesi olarak çerçevelediğini vurguladı. Bu dönemde Türkiye'nin kendi sondaj filosunu oluşturmasının daha sonraki Karadeniz doğal gaz aramalarında somut bir kapasite avantajı sağladığını, FSRU ve depolama yatırımlarının da gaz arzının esnekliğini artırdığını belirtti.
"Enerji bağımsızlığı bir dönemin sloganı değil, yıllar boyunca sürdürülen kurumsal kapasite inşasıdır." diyen Kam, 2017'deki politikanın bu zincirin önemli halkalarından biri olduğunu söyledi. Kam'a göre başarıyı kalıcı kılacak olan ise aynı stratejik aklın yeni teknolojiler, nükleer yerlileşme ve enerji dönüşümü alanlarında kurumlar üstü bir devlet politikası olarak sürdürülmesidir.
Türkiye'nin resmi vizyonunda 2050'ye doğru Akkuyu, Sinop ve Trakya'da toplam 12 büyük reaktör ile 5 bin MW SMR kapasitesinin öngörüldüğünü aktaran Kam, hedefin elektrik üretiminin en az yüzde 10-15'ini nükleerden karşılamak olduğunu söyledi. "Akkuyu bu nedenle bir sonuç değil, güçlü bir başlangıçtır."