İzmir
SON DAKİKA

Prof. Dr. Ali Murat Kırık'tan RTÜK'ün dijital platformlara yönelik "göstermelik" yaptırımına tepki: Bu cezanın caydırıcılığı yoktur

Halil İbrahim Ülkü RTÜK, geçtiğimiz günlerde yayınlarında, LBGT propagandası ve çocuk istismarı gibi aile kurumunu ve milli-manevi değerleri hedef alan dijital platformlara 250 bin TL gibi göstermelik idari para cezası uyguladı. Dijital platformlara…

İsam Akgül İsam Akgül
17 Ağustos 2026 1 sa önce 2 okuma dk okuma
Prof. Dr. Ali Murat Kırık'tan RTÜK'ün dijital platformlara yönelik "göstermelik" yaptırımına tepki: Bu cezanın caydırıcılığı yoktur
Prof. Dr. Ali Murat Kırık'tan RTÜK'ün dijital platformlara yönelik "göstermelik" yaptırımına tepki: Bu cezanın caydırıcılığı yoktur

Halil İbrahim Ülkü RTÜK, geçtiğimiz günlerde yayınlarında, LBGT propagandası ve çocuk istismarı gibi aile kurumunu ve milli-manevi değerleri hedef alan dijital platformlara 250 bin TL gibi göstermelik idari para cezası uyguladı. Dijital platformlara verilen cezanın göstermelik rakamlarda kalması tepki çekerken, "Toplumun hassas noktalarına dokunan, milli ve manevi değerleri yıpratan yayınlara yönelik yaptırımın bu kadarla sınırlı kalması yeterli mi?" sorusunu tartışmaya açtı.

Öyle ki; Lisans ücretinden RTÜK payına kadar ağır yasal yükümlülüklere tabi tutulan yerli ve milli televizyon kanallarına en üst sınırdan cezalar veriliyor. Ancak müstehcenlik, çocuk istismarı, şiddeti özendirme ve eş cinsel ilişkilerin meşrulaştırılması gibi yayınlar yapan dijital platformlara verilen cezanın neredeyse "sembolik" rakamlarda kalması dikkat çekiyor. Peki dijital platformlara yönelik neden daha yüksek bir yaptırım uygulanmıyor? Televizyon ve dijital platformlara karşı olan çifte standardın sebebi nedir? Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, konuyla ilgili sabah.com.tr'nin sorularını yanıtladı.

Prof. Dr. Ali Murat Kırık'ın sorularımıza verdiği cevaplar şu şekilde:

"BU CEZANIN CAYDIRICILIĞI TARTIŞMALI DEĞİLDİR; AÇIKÇA YOKTUR"

250 bin TL'lik cezanın hangi kriterlere göre belirlendiğini ve bu miktarın dijital platformlar açısından gerçekten caydırıcı olduğunu düşünüyor musunuz?

2- Çocukları LGBT, şiddet içerikli, müstehcen videolardan nasıl koruyacağız?

RTÜK'ün cezai yaptırımlarının 250 bin TL gibi sınırlı kalması ve bu yayınlara karşı caydırıcı nitelikte önlemler alınmaması vatandaşların tepkisini çekiyor. Yaptırım sembolik kaldığı sürece platformların içerik denetimini sıkılaştırmak için ciddi bir mali gerekçesi olmayacaktır. Kısa vadede ebeveyn denetimleri ve platform içi yaş doğrulama sistemleri önem taşısa da asıl çözüm mevzuatta yatmaktadır. Avrupa'da hâkim görüş, ebeveynlerin teknoloji devleri karşısında yalnız bırakılmaması gerektiği yönünde; bu nedenle devletlerin doğrudan müdahil olması savunuluyor. Türkiye'de de 6112 sayılı Kanun'un 32. maddesi, platformların Türkiye'den elde ettiği toplam geliri kapsayacak biçimde güncellenmeden, çocuk koruma meselesinde anlamlı bir adım atılması mümkün görünmüyor.

3- Avrupa ülkelerinde sosyal medya ile ilgili daha sert adımlar atılıyor. Türkiye'de neden cezalar hafif kalıyor?

AB'de Dijital Hizmetler Yasası, 17 Şubat 2024 itibarıyla tam kapsamıyla yürürlüğe girdi ve uyumsuzluk ya da gecikme hallerinde şirketlere yıllık küresel cironun yüzde 6'sına kadar para cezası uygulanabiliyor. Bu çerçevede Avrupa Birliği, X sosyal medya platformuna Dijital Hizmetler Yasası'nı ihlal ettiği gerekçesiyle 120 milyon euro para cezası verdi. İngiltere ise kurallara uymayan şirketlere yıllık cirolarının yüzde 10'una kadar ceza öngörüyor. Türkiye'de ise sorun irade eksikliğinden çok mevzuat eksikliğidir.

4- Televizyon ve dijital platformlara karşı olan çifte standardın sebebi nedir?

Yerli yayıncı vergi ödüyor, istihdam sağlıyor, telif ödüyor, içerik üretim maliyetlerini üstleniyor; küresel platformların Türkiye'deki faaliyetleri de bu sorumluluklardan bağımsız düşünülemez. Batılı düzenleyiciler ciro esaslı caydırıcı para cezası, erişim engelleme veya lisans iptali, yaş doğrulama ve algoritma şeffaflığı gibi sistem yükümlülükleri ile platformu raporlamaya zorlayan denetim mekanizması olmak üzere dört yetkiye birden sahipken, Türkiye'de bu araçların yalnızca lisanslı televizyon üzerinde işleyen versiyonu mevcut. Çifte standardın kökeni budur; yani yasanın tasarlandığı dönemde dijital platformlar bu denli büyük ve yaygın değildi; dolayısıyla aynı ekonomik alanda rekabet eden iki farklı yapıya farklı kurallar uygulanmaya devam ediyor.

5- Eğer ceza caydırıcı değilse, neden daha yüksek bir yaptırım uygulanmıyor?

Çünkü 6112 sayılı Kanun'un 32. maddesi buna imkân tanımıyor. Kanunun 32. maddesi uyarınca ceza, ihlalden bir önceki aya ait beyan edilen ticari iletişim geliri üzerinden hesaplanmaktadır; bu hesaplamanın yüzde üç oranında uygulandığı da RTÜK kararlarında açıkça görülmektedir. Ticari iletişim geliri beyanı bulunmayan platformlarda ise formül işlevsiz kalıyor ve yaptırım sabit küçük tutara dönüşüyor. RTÜK kanununun güncellenmesi ve dijitale yayıncılığa entegre bir hale getirilmesi artık seçenek olmaktan ziyade zorunluluktur. Bu kapsamda tüm medya kuruluşlarının ve bu alanda çalışan akademisyenlerin de dahil olacağı bir kanun taslağı ivedilikle hazırlanmalıdır.

YERLİ VE MİLLİ MEDYA VURGUSU: ÜLKEMİZİN GELECEĞİ İÇİN ŞARTTIR!

6- ABD'de sosyal medya devlerine bireysel dava açma dönemi başladı. Bizde neden yapılmıyor?

ABD'de dört aile, çocuklarının yıllarca kullandıkları sosyal medya platformlarının yol açtığını öne sürdükleri zararlar nedeniyle Meta, TikTok, Snapchat ve YouTube'a dava açtı; dava dilekçesinde sosyal medya platformlarının bağımlılık yarattığı, gençler için ciddi tehlike oluşturduğu ve şirketlerin bu riskleri bildikleri halde gerekli önlemleri almadıkları ileri sürüldü. Meta, dört öncü eyaletin hesaplama yönteminin kabul edilmesi halinde cezaların toplamının yaklaşık 1,4 trilyon dolara ulaşabileceğini savunuyor. Türkiye'de ise tablo değişiyor: Eylül'de yürürlüğe girecek yeni düzenlemelerle çocukları dijital dünyanın zararlarından korumak için ailelere sosyal medya platformlarına karşı dava açma imkânı getiriliyor. Bu adım önemli olmakla birlikte asıl sorun bireysel davaların sistematik değil, münferit sonuçlar doğurmasıdır. Platformları gerçek anlamda disipline edecek olan, gelir esaslı güçlü kamu yaptırımlarıdır; yani verilecek cezalardır. Bireysel dava bu yaptırımın yokluğunda bir çıkış yolu gibi görünse de kalıcı çözüm değildir. Kısacası ülkemizin geleceği için yerli ve milli Türk medyasını korumamız şarttır.

Bu haberi paylaş
İlgili Haberler
Link kopyalandı!