İzmir
SON DAKİKA

Zil çalıyor yeni bir hayat başlıyor

Okulun ilk günü... Kimi çocuk heyecanla çantasını sırtına takıp sınıfın yolunu tutuyor, kimi ise anne babasının elini biraz daha sıkı tutuyor. Kimi için yeni arkadaşlar ve yeni bir sınıf merak uyandırırken kimi çocuk için alıştığı düzenden kopmak…

İsam Akgül İsam Akgül
5 Eylül 2026 42 dk önce 5 okuma dk okuma
Zil çalıyor yeni bir hayat başlıyor
Zil çalıyor yeni bir hayat başlıyor

Okulun ilk günü... Kimi çocuk heyecanla çantasını sırtına takıp sınıfın yolunu tutuyor, kimi ise anne babasının elini biraz daha sıkı tutuyor. Kimi için yeni arkadaşlar ve yeni bir sınıf merak uyandırırken kimi çocuk için alıştığı düzenden kopmak, öğretmeniyle tanışmak ve ailesinden ayrılmak büyük bir kaygıya dönüşebiliyor. Üstelik çocukların yaşadığı zorlanma her zaman gözyaşıyla kendini göstermiyor. Sabah başlayan karın ağrısı, okula gitmek istememe, eve geldiğinde öfkelenme, içine kapanma ya da arkadaşlık kuramama da çocuğun "Ben burada zorlanıyorum" deme biçimi olabiliyor. Özellikle 1. sınıfa başlayan çocuklar için yepyeni bir düzen, 5. sınıfa geçenler için ise farklı öğretmenler, dersler, sorumluluklar ve sosyal çevreyle karşılaşmak anlamına geliyor. Peki anne-babalar bu süreçte ne yapmalı, hangi cümlelerden kaçınmalı? Çocuğun gerçekten okula alışamadığını nasıl anlayabiliriz? Uzman Psikolojik Danışman Aleyna Nazlıcan Yıldız'la, okula uyum sürecinde ailelerin dikkat etmesi gereken işaretleri ve çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiğini konuştuk.

- Çocuğun gerçekten okula alışamadığını gösteren ve ebeveynlerin çoğu zaman gözden kaçırdığı işaretler nedir? - İlk işaret, özellikle okul günlerinde ortaya çıkan karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı veya sık tuvalete gitme isteği gibi bedensel yakınmalardır. İkinci işaret, çocuğun yalnızca sabah okula gitmek istememesi değil, okul sonrasında da duygusal olarak toparlanamamasıdır. Eve geldiğinde aşırı öfkelenme, uzun süren ağlama, içine kapanma, uykuya dalmakta zorlanma, iştah değişiklikleri veya daha küçük yaş davranışlarına geri dönme görülebilir. Üçüncü işaret ise çocuğun okulda ilişki kuramaması ve aidiyet geliştirememesidir. Arkadaşlarının adını hiç anmaması, teneffüslerde yalnız kalması, öğretmeninden yardım isteyememesi ya da okulda yaşadıkları hakkında sürekli "Bilmiyorum, hatırlamıyorum" diyerek konuşmayı kapatması gözden kaçabilen önemli ipuçlarıdır.

- "Okula gitmek istemiyorum" cümlesinin arkasında neler olabilir ve aile bunu nasıl anlayabilir? "Okula gitmek istemiyorum" cümlesi çoğu zaman tek başına bir neden değil, çocuğun henüz adını koyamadığı bir zorlanmanın dışa vurumudur. Bu cümlenin arkasında ebeveynden ayrılma kaygısı, öğretmenden çekinme, arkadaş edinmekte zorlanma, akran zorbalığı, derslerde başarısız olma korkusu, öğrenme veya dikkat güçlüğü, yoğun başarı beklentisi ya da okulda yaşanan olumsuz bir deneyim bulunabilir. Çocuğun kendisini akranlarıyla karşılaştırması, yeterli ve başarılı olamayacağını düşünmesi, kısacası özgüveninin zedelenmiş olması da okuldan kaçınmasına neden olabilir. Ailelerin sorularını yönlendirmeden ve çocuğun cevabını belirlemeden sorması önemlidir. "Öğretmenin sana kızdı mı?" veya "Arkadaşın sana vurdu mu?" gibi belirli bir cevaba yönelten sorular yerine; "Bugün okulda neler oldu?", "Günün hangi kısmı senin için daha kolaydı, hangi kısmı daha zordu?", "Okulda değiştirmek istediğin bir şey olsaydı bu ne olurdu?" gibi açık uçlu sorular tercih edilmelidir.

- İlk haftalarda çocuğa söylenmesi gereken ve söylenmemesi gereken cümleler neler? - İlk haftalarda çocuğa güven veren, duygusunu kabul eden ve sürecin geçici olduğunu hatırlatan cümleler kurulmalıdır. Söylenmesi gereken cümleler: "Yeni bir düzene alışırken zorlanman normal." "Seni dinliyorum, yaşadıklarını benimle paylaşabilirsin." "Şu an zor geliyor olabilir; zamanla okulun düzenini daha iyi tanıyacaksın." "Her şeyi ilk günden bilmek ve başarmak zorunda değilsin." "Zorlandığında öğretmeninden yardım isteyebilirsin." "Okulda olmadığım zamanlarda da güvendesin; çıkışta yeniden buluşacağız." "Senin yerine her şeyi yapamam ama çözüm bulurken yanında olabilirim." "Bugün okulda seni mutlu eden ve zorlayan neler oldu?"

"Ağlarsan seni burada bırakır giderim." "Okula gitmezsen öğretmenine söylerim." "Bu kadar basit bir şeyi de yapamıyor musun?" "Sen zaten hep böylesin." "Okula gidersen sana istediğin oyuncağı alırım." "Merak etme, okulda kesinlikle hiçbir sorun yaşamayacaksın."

- Beşinci sınıfta arkadaş grupları ve sosyal kabul neden daha önemli hale geliyor? - Beşinci sınıf, çocuğun ailesinden bağımsız bir sosyal kimlik oluşturmaya başladığı erken ergenlik dönemine denk gelir. Bu dönemde çocuk "Ben kimim?" sorusunun yanında "Arkadaşlarım arasında nasıl görülüyorum, bir gruba ait miyim?" sorularına da cevap arar. Bu nedenle arkadaşları tarafından kabul edilmek, düşüncelerinin önemsenmesi ve bir gruba ait hissetmek özgüvenini, okul motivasyonunu ve akademik katılımını doğrudan etkileyebilir. Arkadaş grubuna dâhil olamayan, dışlanan veya zorbalığa uğrayan çocuk yaşadıklarını her zaman açıkça anlatmayabilir. Okula gitmek istememe, teneffüslerden kaçınma, karın ağrısı, ders başarısında düşüş, içine kapanma ya da arkadaşlarına benzeyebilmek için kendi istemediği davranışlara yönelme görülebilir. Sınıf dışında mesajlaşma gruplarından çıkarılmak veya çevrim içi ortamda görmezden gelinmek de çocuk için gerçek bir sosyal dışlanma deneyimidir. Ebeveynin görevi çocuğun arkadaşlarını seçmek veya her anlaşmazlığa müdahale etmek değildir. "Bugün kiminle oynadın?" sorusunun yanında "Arkadaşlarının yanındayken kendini nasıl hissediyorsun?" ve "Bu grupta kendin gibi davranabiliyor musun?" gibi açık uçlu sorular sorulabilir. Arkadaşlık ilişkileri kurabileceği sosyal çevresi genişletilebilir. Ebeveynler çocukların ekran kullanımını da dikkate almalıdır. Çocuklar sanal dünyada kimliklerini gizleyerek daha kısa sürede çevre edinebilirler ve yönetebildikleri bu çevre onlara daha cazip geldiği için daha zor kazanılan gerçek dünyada ki sosyal bağlardan kısa sürede uzaklaşabilirler hatta geri dönmek dahi istemeyebilirler. Okulda bir de olumsuz akran deneyimleri olduysa gitmekten kaçınabilirler. Çocuğa arkadaşlık kurması için alan tanınmalı; ancak sürekli yalnızlık, dışlanma veya zorbalık varsa öğretmen ve okul rehberlik servisiyle iş birliği yapılmalıdır. Burada amaç çocuğu popüler yapmak değil, kendisini güvende, değerli ve ait hissedebileceği sağlıklı ilişkiler kurmasını desteklemektir.

- "Artık büyüdün" yaklaşımı 5'inci sınıf öğrencisini nasıl etkiler? Hâlâ ebeveyn desteğine ihtiyaç duyduğunu unutmamak neden önemli? - "Artık büyüdün" cümlesi, çocuğun yapabildiği bir davranışı takdir etmek amacıyla söylendiğinde ona özgüven verebilir. Ancak çocuk zorlandığı sırada "Bunu artık kendin çözmelisin" anlamında kullanıldığında yetersizlik, başarısızlık ve kaygı duygularını artırabilir. Çocuk, yardım istediğinde küçümseneceğini düşünerek yaşadıklarını ebeveyninden saklamaya başlayabilir; bu da aile içindeki iletişimi zayıflatır. Beşinci sınıf, erken ergenliğe geçiş dönemidir ve her çocuk bu süreci aynı hızda yaşamaz. Bazı çocuklar bağımsızlaşmak ve kendilerine daha fazla alan açılmasını isterken bazıları arkadaşlık sorunları, akademik beklentiler veya geçmiş yaşantıları nedeniyle ebeveyn desteğine daha çok ihtiyaç duyabilir. Çalıştığım çocuklarda da aynı yaştaki bazı çocukların sorunlarını kolaylıkla paylaşabildiğini, bazılarının ise dışarıdan güçlü görünmesine rağmen okulda yaşadığı zorbalığı, yalnızlığı veya başarısızlık korkusunu uzun süre saklayabildiğini görüyorum. Bu yaşta ebeveynin görevi çocuğun her sorununu çözmek değil; fikrini sormak, seçim hakkı tanımak ve ihtiyaç duyduğunda ulaşılabilir olmaktır. Çocuğa alan açılmalı ancak destek bir anda geri çekilmemelidir. Verilmesi gereken mesaj şudur: "Büyüdüğün için sana güveniyorum; zorlandığında yanında olmaya da devam ediyorum."

- Bir anda çok sayıda öğretmenle karşılaşmak ve farklı ders sistemine geçmek çocukları zorlayabilir mi? - Evet, zorlayabilir. İlkokulda çoğunlukla tek bir sınıf öğretmeninin düzenine alışan çocuk, 5. sınıfta farklı anlatım biçimleri, kurallar ve beklentileri olan birçok öğretmenle karşılaşır. Aynı zamanda ders programını takip etmesi, farklı ödevleri hatırlaması, araç gereçlerini hazırlaması ve zamanını planlaması beklenir. Bu değişim özellikle dikkat, öğrenme, planlama veya kaygı konusunda zorlanan çocuklar için daha yorucu olabilir. Çocuk bir öğretmeniyle kolayca iletişim kurarken diğerinden çekinebilir ya da bir dersteki başarısızlığını genel bir yetersizlik gibi algılayabilir. Bu nedenle ilk haftalarda unutkanlık, ödevleri karıştırma ve derslere yetişememe hemen "sorumsuzluk" olarak değerlendirilmemelidir. Ebeveynler çocuğun yerine bütün sorumlulukları üstlenmeden ders programı, haftalık plan ve kontrol listesi hazırlamasına yardımcı olabilir. Her dersi aynı derecede sevmemesinin ya da başarılı olamamasının normal bir durum olduğunu ebeveynler kendi hayatlarından örnekler vererek de anlatabilir ve sürece eşlik edebilirler. Öğretmenler de beklentilerini açık ve tutarlı biçimde aktararak uyum için zaman tanımalıdır. Amaç çocuğun sistemi ilk günden kusursuz yönetmesi değil, aşamalı olarak kendi düzenini kurabilmesidir.

Bu haberi paylaş
İlgili Haberler
Link kopyalandı!